5.Bölüm:

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

5.Bölüm:

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Ptsi Ara. 10, 2007 9:59 am

5.Bölüm:

“Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen yine birini kullanabilir, ancak bunu Harry’ye söyleyip onu daha çok üzmenin bir anlamı yok bence Remus.” Konuşan Mr.Weasley’di.
“Harry zaten bunun farkında Arthur, bir uyarı daha çok tetikte olmasını sağlar. Üstelik burada senin oğlundan söz ediyoruz. Ron’da bunu bilmeli. Voldemort artık hepsinin isminden haberdardır.”
“Biliyorum, ben okula gitmeden önce Ron’la konuşacağım. Yalnız bunu Molly’ye söyleme. Harry’ye gelince Remus, Sirius’un kaybının ona ne yaptığını farketmedin mi?”
“Elbette farkettim Arthur, işte bu yüzden daha dikkatli olmasını istiyorum. Yalnız diğerleri için değil, kendisi için de.” Lupin içini çekti.

Harry daha fazla dinlemek istemeyerek, merdivenlerden çıktı. Midesi yine düğüm düğüm olmuştu. Demek Voldemort artık arkadaşlarının isimlerini biliyordu. Hepsi tehlikedeydi. Üstelik ondan daha fazla. Kendisi en azından Voldemort’la karşılaşmıştı. Ama arkadaşları, onlar ne yapacaktı? Cedric ancak birkaç saniye yaşayabilmişti.

Kapısının önüne geldiğinde Ron ve Hermione’nin hâlâ atıştığını duydu. İçeri girmek istemiyordu. Yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacı vardı. Geri döndü. Misafir odasına yöneldi. Kapıyı açıp içeri baktı. Kimse olmadığını görünce, rahatlayarak içeri girdi. Bir koltuğa oturup düşünmeye devam etti. Birden geçen yıl bu odada yaşadığı bir olayı hatırladı. Karanlık bir köşede elinde asasıyla ağlayan Mrs.Weasley ve yerde, tozlu bir halının üzerinde cansız bedeni uzanan Ron.

“Hayır!”dedi Harry yüksek sesle, “Olmaz!” Bir daha hiç kimse onun yüzünden ölmeyecekti. Bir daha asla! Orada karanlıkta ne kadar oturduğunu bilmiyordu. Ancak bir karara varacak kadar oturduğu kesindi. Dışardan Ron’un kendisini arayan sesi gelince ortaya çıktı. Tüm akşamı gayet doğal davranmaya çalışarak geçirdi.

Nihayet yatma zamanı geldiğinde herkes odasına çekildi. Harry yan taraftan Ron’un horlamaları gelene kadar bekledi. Nigellus’un portresini dikkatle kontrol ettikten sonra, vardığı kararı bir kez daha gözden geçirdi. Gitmeliydi.

Kararmış sandığını açarak görünmezlik pelerinini çıkardı. Etrafına bir kez daha bakındı. Pelerini üstüne geçirip merdivenlerden indi. Neyse ki etrafta kimse yoktu. Harry artık mantıklı düşünmeyi tamamen bırakmış, sevdiklerim hayatta kalsın da bana ne olursa olsun demeye başlamıştı. Tam kapıya yaklaştığında, görünmezlik pelerininin üstünden uçtuğunu hissetti.

Arkasına döndüğünde Remus Lupin elinde asası, yüzünde yarı hüzünlü yarı sevgi dolu bir gülümsemeyle ona bakıyordu.
“Bir yere mi gidiyordun Harry?” Harry hiç sesini çıkarmadı. Lupin:
“En azından vedalaşmanı beklerdim.” dedi. Harry ona baktı:
“Nasıl anladın, yani ben hiç ses çıkarmadım,” deyince Lupin hafif bir tebessümle:
“Seni tanıyorum Harry,”dedi. “Bu akşam biraz fazla normaldin. Özellikle bu şartlar altında.”

Harry hiç konuşmadan yere baktı. Sonra başını kaldırmadan:
“Gitmek zorundayım.”dedi.
“Neden?”dedi Lupin.
“Benim olduğum her yer tehlikeli,”dedi Harry acı acı.
“Harry sen olsan da olmasan da her yer tehlikeli zaten,”dedi Lupin.
“Ama arkadaşlarım-” Lupin sözünü kesti.
“Sen gittin diye Voldemort onları rahat bırakacak mı sence?”
İyi bir soruydu ve cevabı biliyordu Harry.

Lupin ona doğru yürüdü:
“Harry bak,Sirius..”
“SİRİUS’TAN BAHSETMEK İSTEMİYORUM!” Bağırmak biraz iyi gelmişti. Lupin sakince ona bakarak devam etti:
“Çektiğin acıyı anlamadığımı ya da hafife aldığımı sanma Harry, ama-”
“BİLMİYORSUN!” Dumbledore’da geçen yıl aynı sakinlikteydi, ama bu Harry’yi çılgına çeviriyordu. Kendini tutamayıp tekrar bağırdı:
“BİLMİYORSUN!”
“Öyle mi?”dedi Remus Lupin, “En sevdiğim arkadaşlarımdan birini kaybettim. Hem de bir kez daha.” Sözlerin etkisi içine işlediğinde Harry başını kaldırıp ona baktı. Lupin’in yüzünde büyük bir acı vardı.

“Özür dilerim,”dedi Harry hemen, “Çok özür dilerim. Ben, öyle demek istemedim.”
“İstemediğini biliyorum. Ancak Harry sen yapman gerekeni yaptın. Baban da aynısını yapardı. Bizi biz yapan seçimlerimizdir Harry. Ve sonuç her zaman iyi olmayabilir. Yine de buna cesaretle göğüs germek zorundayız. Geçmişte yaşanan şeyler için kendini suçlaman hiçbir şeyi çözmez. Yaptıkların yüzünden gurur duymalısın. Baban da Sirius’ta seninle gurur duyarlardı ve önemli olan senin bunu bilmen. Ve ben de duyuyorum bu arada.” Harry ona baktı. Lupin ona gururla gülümsüyordu. Harry gözlerinin yanmaya başladığını hissetti. Ağlamayacaktı, ancak kelimelerin dudaklarından dökülmesini engelleyemedi:
“Bana kızgın değil misin?” Lupin kaşlarını üzüntüyle çattı ve adeta merhametle:
“Ah Harry!” dedi. “Sana kızgın olduğumu mu sanıyordun? Elbette değilim. Bu bir savaş ve savaşta kayıplar verilir. Voldemort o anıyı bana göstermiş olsa, ben de koşa koşa giderdim.”
“Öyle mi?”dedi Harry. Lupin başını salladı. Harry şimdi biraz daha iyiydi, ancak suçluluk duygusu yaz boyunca öyle derinlere kök salmıştı ki; söküp atmak neredeyse imkansızdı.
“Onu bir daha hiç göremeyeceğim düşüncesi, bir daha hiç..” kelimeler boğazında tıkandı.

Lupin üzüntüyle ona baktı. Kendi yüreğindeki acı da derindi, ama Harry’nin ona şu an daha çok ihtiyacı vardı.
“Ağla Harry,”dedi. “Ağlamak ayıp değil. İnan ben de çok ağladım. Kolay değil. Ancak şunu bil ki, sevdiklerimiz biz artık onları hatırlamadığımız zaman gerçekten ölürler. Onları sevgiyle andığımız sürece kalbimizde yaşamaya devam edecekler.”

“Bu yeterli değil.”dedi Harry çatlak bir sesle. Ve dayanamadı. Yaşlar gözlerinden boşanırken Lupin’e göstermemek için arkasını döndü. Ancak Lupin onu omuzlarından tuttu, kendine çevirdi ve sıkıca sarıldı. Harry’nin ağlaması hafifleyene kadar bekledi Lupin. Harry böyle, sanki bir baba tarafından kucaklanmayı hayatında yalnızca birkaç kez yaşamıştı. En son Sirius’la.. Ama bu ona çok iyi geldi. Yarın belki bu zayıflık anını hatırlayıp utanacaktı, ama şu anda hiçbir şeyin önemi yoktu. Hatta yüreğindeki herşeyi dökmeye karar verdi, yavaşça geri çekildi ve:
“Ya bir sonra ki…”dedi uygun kelimeleri bulmaya çalışarak, “Sen…siz…” sustu. Lupin sevgiyle gülümsedi ona:
“Olabildiğim her an yanında olacağım Harry. Fakat sana yaşayacağıma dair söz veremem.”

Harry’nin dehşetle konuşmak üzere olduğunu görüp devam etti:
“Yine de kendimi korumak için elimden geleni yapacağım, bunun için söz veriyorum. Ama kötü bir şey olursa da güzel zamanlarımızı düşünmeni istiyorum senden. Herkes üzerine düşeni yapmak zorunda ve üstelik, sanırım sen benden daha fazla tehlikedesin.” İçini çekti.
“Hayır,”dedi Harry. “O benim sevdiğim insanların peşinden gidecek. Eğer ben…” sustu.
“Harry!” dedi Lupin. “İşte bu yüzden sen daha güçlüsün. Voldemort korku ile hükmediyor; sense sevgiyle savaşıyorsun. Dostların hep yanında ve hep öyle olacak.”

Birkaç dakikalık bir sessizlik oldu. Lupin devam etti:
“Yaz boyunca perişan olduğunu da biliyorum. Mundungus anlattı. Kaç kere gelmeye kalktım, ancak Dumbledore izin vermedi. Özür dilerim Harry.”
“Sorun değil, Profesör,”dedi Harry.
“Ve bu arada artık öğretmenin değilim, bana adımla hitap edebilirsin.”diyerek gülümsedi Lupin.

Harry’de zorlukla gülümsedi ve başını salladı. Suçluluk hissi geçmemişti, fakat konuşmak içindeki zehiri biraz dışarı atmasını sağlamıştı sanki.
“Teşekkür ederim,” dedi minnetle.
“Rica ederim,”dedi Lupin. “Evet geç oldu, sanırım biraz uyku iyi gelir.”
“Ve Harry konuşmak istersen ben burdayım, unutma.” diye ekledi.
Harry başını sallayıp, pelerini aldı ve yukarı çıktı.

Sonraki birkaç gün Weasley’lerin acil ihtiyaçlarının giderilmesiyle geçti. Bu arada Dumbledore’u bir kez daha gördü Harry. Ancak konuşamadı.

O akşam Fred’in dönüşünü kutladılar. George çok neşeliydi. Fred’in onuruna tüm mutfak patlayan, rengarenk maytaplarla doluydu. Herkes ikide bir kafasını eğmek zorunda kalıyordu. Ancak kimse şikayet etmiyordu. Hatta Mrs.Weasley bile.

Ron ve Harry odalarına çıktıklarında saat gece yarısına geliyordu. Ertesi sabah Hermione onları erkenden uyandırdı. Homurdanarak kalktılar. Ron:
“Hermione,daha çok erken-” derken,
“Kalk Ron!”dedi Hermione, “Az sonra Yoldaşlık toplantı yapacakmış ve hemen kahvaltı yapmalıyız. Çünkü toplantının ne zaman biteceği belli değil. Mrs.Weasley hepimizin aşağı inmesini istedi.” Ron homurdanmaya devam ederken, toplantı lafını
duyan Harry yataktan fırlamıştı bile.

Az sonra kahvaltılarını hızlı bir şekilde yapmış olarak tekrar yukarı çıktılar. Toplantı mutlaka saldırı ile ilgiliydi. Meraktan çatladıkları için, Mrs.Weasley’nin mutfağa döndüğünden emin olunca, odadan çıkıp merdivenlerin başına dizildiler. Gizlice toplantıya gelenleri gözlüyor, fısıldayarak yorum yapıyorlardı. Harry siyah cüppeli, siyah saçlı bir büyücü gördüğünde fena halde kasıldı. Büyücü İksir öğretmeni Severus Snape’ti. En son Dumbledore geldi ve toplantı başladı. Merdiven başındaki küçük grupta isteksizce odalarına geri döndü.

“Acaba ne konuşuyorlar?” dedi Ron.
“Tabii ki Kovuk’ta yaşananları.”diye cevapladı Hermione.
“Tamam da, ayrıntıları diyorum ben, sizce Dumbledore saldırının sebebini biliyor mudur?”diye sordu Ron.
“Belki,”dedi Hermione Ron’a uyaran bir bakış atarak. Ron sustu. Harry’ye kaçamak bir bakış attı. Bir sessizlik oldu. Harry kaçınılmaz anın geldiğini anladı. Yerinden kalkıp kapıya gitti. Ginny’nin odasında olduğundan emin olmak istiyordu. Etrafta da başka kulak misafiri olmadığına göre ‘ya şimdi ya hiç’ diyerek kapıyı sıkıca örtüp, onlara döndü. Ron ve Hermione onun gerginliğini farketmişlerdi.
“Ne oldu Harry?”dedi Hermione.
“Sizinle çok önemli bir şey konuşmam gerekiyor.” İkisi de dikkatle ona baktı.

Harry alnını ovuşturdu. Ron’un bu hareketten biraz tedirgin olduğunu farketti. Yerine oturup içini çekti.
“Hiç kehaneti merak ettiniz mi?” diye sordu. Ron ve Hermione birbirlerine baktılar.
“Kehanet kırıldı demiştin ya, yani Neville öyle dedi sen de-” Ron kaşlarını çattı:
“Kırılmıştı değil mi?” diye ekledi.
“Evet!”dedi Harry. “Kırıldı. Ancak onu dinledim. Dumbledore’un ofisinde.”

İkisi de artık nefes almıyor gibi geldi Harry’ye. Hermione fısıldarcasına:
“Dinledin mi?” diye sordu. Harry başını salladı.
“Sanırım,”dedi. “Aynen tekrar etsem iyi olur. Kelimesi kelimesine.” Acı acı güldü.
“Pek aklımdan çıkmıyor da.”

Sessizlik had safhaya ulaşmıştı şimdi.
“Kehaneti Trelawney yapmış ve Voldemort beni bu kehanet yüzünden öldürmek istemiş. Ailemi öldürdü, ama ben hayatta kaldım.” Bir nefes aldı:
“Karanlık Lord’u alt edecek güce sahip olan geliyor…ona üç kez karşı çıkmış olanlardan doğacak, yedinci ay ölürken doğacak…ve Karanlık Lord bu erkek çocuğu kendi dengi olarak işaretleyecek, ama o, Karanlık Lord’un bilmediği bir güce sahip olacak…” ilk kısmı bitirip sustu. Ron ağzı açık ona bakıyordu. Hermione her kelimeyi yalayıp yutmuştu adeta.

Sessizlik devam etti, sonra Ron titrek bir sesle:
“Yedinci ay ölürken, yani belki sen olmayabilir misin?” Hermione:
“Ron devamını dinlemedin mi?”dedi. “Onu dengi olarak işaretleyecek diyor.” Onun sesi de Ron’un ki kadar titrekti. Ron içini çekip önüne baktı. Harry daha fazla beklemek istemedi. Kötü haberi hemen verip kurtulmalıydı.
“Devamı var.” dedi. Hermione başını kaldırdı. Harry:
“Ve ikisinden biri diğerinin elinde ölecek, çünkü diğeri varlığını sürdürürken ikisi de yaşayamaz.”

Nihayet bombayı patlatmıştı. Ron’un ağzı dehşetle açılırken, Hermione bembeyaz kesildi. Şimdi ikisi de dehşet dolu gözlerle ona bakıyordu.

Bu sefer sessizlik daha uzun sürdü. Sonra,
“Demek bu yüzden,”dedi yavaşça Hermione. Harry yine başını salladı.
“Yani,”dedi. “Fazla bir seçeneğim yok. Ya öleceğim, ya da öldürüleceğim.”

Arkadaşları ona bakıyorlardı, ancak o yere bakmayı tercih etti. Hermione:
“Biz yanında olacağız Harry.”dedi yavaşça. Harry başını kaldırdı.
“Evet, seninle beraber olacağız Harry.”diye onayladı Ron. Harry içindeki sıkıntının azalmaya başladığını farketti. Arkadaşları onu yalnız bırakmamışlardı. Asla onları tehlikeye atmak niyetinde değildi, ama yanında olduklarını bilmek bile güzeldi. Onlara gülümsedi. Bir süre daha kehanetle ilgili konuştular. Kendini biraz toplayan Hermione, Harry’nin ciddi büyüler öğrenmesini ve daha çok çalışmasını söylemeye başlamıştı bile.

Bir saat kadar sonra, aşağıdan gelen gürültüler toplantının bittiğini duyurdu. Üçü birden aşağı indiler. Yoldaşlık üyeleri yavaş yavaş gidiyorlardı. Dumbledore Kingsley’le konuşuyordu. Tam Harry birşeyler duyabilir miyim derken Profesör McGonagall onlara yaklaştı.

“Merhaba ”dedi Profesör McGonagall, onlar da öğretmenlerini selamladılar.
“Unutmadan,”dedi Profesör, cüppesinden üç tane zarf çıkardı.
“Baykuş kullanmak biraz riskli olabilirdi ve-eh işte herneyse, S.B.D sonuçlarınız.” diyerek onlara uzattı. Hermione birden soluğunu tutup, titreyen elleriyle zarfı aldı. Harry ve Ron’da zarflarını aldılar. Hiçbiri diğerine bakmadan mektupları açtı.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz