8.Bölüm :

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

8.Bölüm :

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Ptsi Ara. 10, 2007 10:04 am

8.Bölüm :



Anthea Madison içeri girip, kapıyı kapattı. Üçü şaşırarak birbirlerine baktılar.
“Evet,” dedi Anthea Madison, “Özel derslerimizden ilkine başlayabiliriz.”
“Bu ilk dersimizde sizi affedilmez lanetlere hazırlamaya başlıyorum.” dedi Anthea.
Üçü yine bakıştılar.
“Eee.. şey afedersiniz efendim,” dedi Hermione.
“Evet?” dedi Anthea Madison.
“Bu suç değil mi? Yani affedilmez lanet kullanmak?”
“Siz o kısmı kafanıza takmayın. Halledildi.” diye cevap verip devam etti Anthea Madison.
“Şimdi bugün Imperius lanetine direncinizi ölçeceğim. Fakat sonra bu dersi başka bir öğretmenle çalışacaksınız. Benim size esas öğretmem gereken ders Zihinbend.”
Hermione ve Ron ellerinde olmadan dönüp Harry’ye baktılar. Harry sıkıntıyla içini çekti.

“Gelelim affedilmez lanetlere, okulda teorik olarak gördüğünüzü biliyorum. O yüzden hemen uygulamaya geçiyoruz.” Asasını çıkardı.

“Ronald Weasley, önce sen!” dedi öğretmenleri. Ron öne çıktı. Anthea Madison asasını kaldırdı.
“Imperio,”
Ron mutlu bir ifadeyle öylece dururken, bir sesin ona tek ayak üstünde sıçramasını söylediğini duydu. Sağ ayağının üstünde odada zıplarken birden duyuları geri geldi. Ron ne olduğunu anlarken, kulakları kızardı. Hermione kıkırdamamaya çalışırken, Harry sırıttı.

“Hermione Granger,” Hermione bir nefes alıp ilerledi.
“Imperio,”
Hermione yüzü ifadesizleşirken rahatça gülümsedi. Orada öylece dururken Anthea ona ördek taklidi yapmasını söyledi. Hermione paytak paytak yürürken Harry ve Ron sessiz kahkahalarla sarsılıyorlardı. Öğretmen laneti kaldırdığında Hermione’nin yüzü pembeleşti.
Anthea Madison Harry’ye döndü.

“Imperio,” Kafasındaki tüm düşünceler silinirken mutlulukla gülümsedi Harry. Yüzüyor gibiydi. Sonra bir sesin ona takla atmasını söylediğini duydu. Hafifçe öne eğildi. Ama kafasında başka bir ses, bunun aptalca olduğunu söyledi. Ancak ses durmuyordu.
“Takla at Harry, takla at!” Harry hiç istemeden kafasını eğerken, kendini durdurmaya çalıştı. Ve birden başında bir acı duydu. Kafasını hızla yere vurmuştu. Tüm duygular geri gelirken, Anthea Madison’un gülümseyen yüzünü gördü.

“Aferin Harry,” dedi cadı. “Hiç fena değildi. Bir dahaki sefere daha iyi olacaksın.”

Anthea Madison onları iki saat kadar çalıştırdı. Oldukça yorucu bir çalışma olmuştu. Öğretmenleri etkilerinin fazla uzun sürmeyeceğini söyleyip gitti.
“Harika bir öğretmen,” dedi Hermione mutlulukla. Hala sıçrayan Ron başıyla onayladı.
Harry’de dalgınca başını salladı. Evet bu ders iyiydi de yarın zihinbend çalışırken neler olacaktı, bilemiyordu.

Mutfağa indiler. Artık mutfağa inmek Harry için sorun olmuyordu. Çünkü Kreacher Dumbledore tarafından okula gönderilmişti. Onu her gördüğünde Harry’nin elinin seğirdiğini gören Dumbledore başka çare bulamamıştı. Aşağı indiklerinde Lupin gülümseyen yüzü ile sordu:
“Nasıl gitti ders?” Ron ve Hermione bir ağızdan konuşurlarken Harry sessiz kaldı. Lupin bir süre güldükten sonra Harry’ye baktı.
“Ne oldu Harry, iyi bir takla atamadın mı?” Harry’de gülmek zorunda kaldı. Sonra:
“Yarın zihinbend çalışacakmışız.” dedi içini çekerek. Lupin ona şöyle bir baktı.
“Harry, bu ders senin için çok önemli, elinden geleni yapmak zorundasın, biliyorsun.”
Harry başını salladı. Lupin devam etti:
“Hem Anthea Snape gibi değildir. Farketmiş olmalısın. Ve olağanüstü bir Zihinbendardır.” Harry yine başını salladı.

Bir sonraki imperius laneti çalışmalarını ise Kingsley Shacklebolt’la yaptılar. Yine zorlu bir çalışmaydı. Ancak Kingsley fazlasıyla profesyoneldi. Disiplinli bir şekilde emir veriyordu.
Dersten çıktıklarında Ron:
“Sanki seherbazlık dersi alıyoruz.” diye homurdandı. Hermione:
“Bunu başarmamız çok önemli Ron biliyorsun, işi sıkı tutuyorlar.”
“İyi de karşı koymayı sadece Harry başardı. Biz bir şey yapamadık.”
“İşte o yüzden daha çok çalışmalıyız.” diye noktayı koydu Hermione.

Ertesi gün Anthea Madison’la ilk zihinbend derslerine gireceklerdi. Harry Snape’le yaşadığı deneyimlere kıyasla bunun o kadar kötü olamayacağını umuyordu. Fakat yine de yukarı çıkarlarken bayağı gergindi.

Zihinbendin önemi ile ilgili yapılan konuşmalardan sonra uygulamaya geçtiler.
İlk kurban yine Ron’du.

“Zihnefendet!”
Ron gözlerini kısarken Anthea Madison başını hafifçe eğmiş izliyordu. Sonra oldukça eğlenmiş bir ifadeyle bağlantıyı kesti. Ron derin derin nefes alırken kulakları kızarmıştı. Anthea Madison ona gülümseyerek Hermione’ye döndü.

“Zihnefendet!”
Hermione gözlerini kırpıştırırken, Anthea gülümseyerek izliyordu. Az sonra bağlantıyı kesti. Hermione elini göğsüne bastırdı. Anthea meraklı bir şekilde ona baktı. Hafifçe başını eğerek gülümsedi:
“Kedi miydi o?”
Hermione derin derin nefes alıp kızararak onayladı. Anthea güldü.
Onun ne gördüğünü tahmin eden Ron ve Harry sırıtarak birbirlerine baktılar.

“Sıra sende Harry!” Harry gergince durdu. Zihnini boşaltmaya çalıştı.
“Zihnefendet!” Harry’nin kafasında görüntüler belirdi. Dudley ve çetesi onu kovalarken, merdiven altındaki dolapta cezasını çekerken, Marge Hala’ya dayanmaya çalışırken...sonra birden görüntüler değişti. Dev bir basiliskten kaçıyordu, bir hipogrif uçuyordu, ıssız bir mezarlıktaydı, Cedric Diggory iki kolu yana açılmış yatıyordu…

Harry kontrol edemiyordu. Tüm görüntüler dökülüyordu. Voldemort’un kazandan çıkışı, yaptıkları düello, kilitli kapılardan geçiyordu şimdi, Sirius’un gülen yüzü karşısındaydı, Sirius kemere düşüyordu…

“HAYIIIR!”

Harry ter içinde yere yığılırken, Anthea Madison solgun ve oldukça endişeli bir yüzle yanına koştu.
“Harry, Harry! Tamam Harry geçti.” Anthea onu sakinleştirirken, Ron ve Hermione beyaz yüzlerle yanına eğilmişlerdi. Anthea Ron’a “Remus’u çağır,” dedi yavaşça. Ron bir koşu kapıdan fırlarken, Anthea Harry’ye usul usul sakin olmasını söylüyordu. Harry hala titrerken kapı açıldı. Remus arkasında Ron’la hızla içeri girdi. Anthea’ya bir bakış atıp, Harry’ye eğildi. Harry acı içinde görmez gözlerle bakınırken, kulağının yanında Lupin’in sesini duydu.

“Tamam Harry, geçti, ben burdayım.” Harry son günlerdeki tek dayanağı olan bu aşina sese doğru uzandı. Lupin ona sarılırken yumuşak sesle sakinleştiriyordu. Bu şekilde bir süre kaldılar. Sonra Harry yavaş yavaş kendine geldi. Hafifçe uzaklaşıp titreyen eliyle ter içindeki alnını sildi. Lupin ona halden anlayan ama endişeli gözlerle baktı.
“Odana çıkıp biraz uzan Harry.” Harry başını salladı. Lupin onu kaldırırken Ron yardım etti.
Anthea Lupin’e döndü:
“Remus biraz konuşabilir miyiz?” Lupin onayladı. Diğerlerine dönüp:
“Yukarı çıkarın, yatsın.” dedi. Ron ve Hermione Harry’yi çıkardılar. Daha kapıyı arkalarından kapatır kapatmaz, içerden öfkeli bir ses yükseldi.
“Nasıl söylemezsin?” Lupin alçak sesle birşeyler mırıldandı. Anthea Madison devam etti:
“Evet, ama bu kadarı biraz fazla Remus, bu dersler ona işkence olacak.”

Harry daha fazlasını duyamadan odaya çıktılar. Harry yatağına uzandı. Gözlerini kapattı.

Uyandığında akşam olmuştu. Lupin başucunda oturuyordu.
“Nasılsın?”
“İyiyim,” dedi Harry, doğrulup, iyi görünmeye çalışırken. Lupin onu dikkatle süzdü. Harry gözlerini kaçırdı. Sirius’tan sonra Remus Lupin’le aralarında bir baba-oğul ilişkisi gibi bir yakınlaşma oluşmuştu. Öyle ki, Lupin Harry’nin söylemek istemediği şeyleri bile farkedebiliyordu. Neyse ki bu sefer fazla üstelemedi. Harry’de rahat bir nefes aldı.

Zihinbend dersleri iki günde bir yapılıyordu. Bu da Harry’yi memnun ediyordu.
Diğer dersler ise oldukça ilginç geçiyordu. Çünkü Kingsley her derste odayı çalıştıkları büyüye uygun şekilde düzenliyordu.

Bugün odaya girdiklerinde fazlasıyla büyük, fakat tıkış tıkış eşyalarla dolu görünen bir salonla karşılaştılar. Zira buna salon demek yanlış olabilirdi. Çünkü eğer Harry’nin gözü onu fena halde yanıltmıyorsa, sağda solda kayalar ve kocaman ağaçlar vardı. Etraftaki ıvır zıvırla dolu raf, masa ve koltukların arasında garip görünüyorlardı. Kapıyı arkalarından kapattıklarında karanlık bir köşeden sert bir ses duyuldu:
“Expelliarmus!”
Ron, Harry ve Hermione’nin asaları ellerinden uçtu. Kingsley onları ustaca yakaladı. Ve tek kaşını kaldırarak onlara baktı.

“Eveet, bugünkü dersimiz…Asanızı kaybettiniz ve başınız dertte. KAÇIN!”
Son kelimeyi bağırarak söylemişti. Dehşete düşen Ron, Harry ve Hermione bir an donakaldılar. İlk büyü başlarının üstünden geçerken hepsi soluğunu tuttu.

Harry “Eğilin!” diye bağırdı. Hepsi başlarını eğip, saklanacak bir yer bulmaya çalıştılar. Ron:
“Asamızı aldığına inanamıyorum,” diye homurdanıyordu. Hermione:
“Sessiz ol Ron!” diye fısıldadı. “O haklı. Bunu denemek zorundayız. Ya asamız elimizden alınırsa?” Hermione saklandığı masanın arkasından öne uzandı. Aynı anda bir lanet yan tarafı vurdu. Hermione soluğunu tutup geri çekildi. Harry’ye baktı. Harry başını salladı ve sırıttı.
“Hadi ona gösterelim. Ben sola gideceğim. Sen sağa Hermione ve Ron sen burda kal.” Harry’nin işaretiyle Hermione sağa giderken, Harry sola doğru fırladı. Lanet Harry’yi hedef aldı. Harry kıl payıyla kurtulurken ışın arkasındaki duvarı vurdu. Sonraki yarım saat içinde her tarafta büyüler uçuşurken, onlar sürekli saklanmaya çalışmaktan başka bir şey yapamamışlardı. Bir saatin sonunda hedef olmamayı başarmışlardı, ancak ellerinde bir asa olmadığından Kingsley’e karşılık vermek için ellerine geçen eşyayı fırlatmaktan başka bir seçenekleri kalmamıştı. Nihayet ders bittiğinde soluk soluğaydılar. Kingsley gülümseyerek onaylamış ve çıkmalarına izin vermişti.

Aynı çalışmayı ertesi gün de tekrarladılar. Ancak bu sefer Harry, Ron ve Hermione hazırlıklıydı. Akşam kafa kafaya verip bir plan hazırlamışlardı. Derse girişleri oldukça eğlenceliydi. Kingsley asaları çağırdığında yüzündeki ifade görülmeye değerdi. Birden eline gelen 8-10 asayı görünce önce afallamıştı. Sahte asaları ayırmaya çalışırken, Ron ve Harry kıs kıs gülüyorlardı. Plana önce isteksizce katılmış olan, ancak şaşırtma taktiğini akıllıca bulan Hermione ise eğlenmekle kaygılanmak arasında bocalıyordu. Ne de olsa öğretmenin tepkisinden emin olamazlardı. Ancak bir saatin sonunda Kingsley, gülmekten katılıyordu. Çünkü asalarını aldığı üç öğrencisi, derse sahte asaların yanı sıra, Fred ve George’a ait oldukları hemen anlaşılan başka ilginç nesnelerle gelmişlerdi. Çılgın maytaplar etrafta süzülüyor, hep vuran bumeranglar etrafı altüst ediyordu. Kingsley, tüm şaka nesneleriyle uğraşmaktan, onları lanetlemeyi bir yana bırakmıştı. Neyse ki Kingsley’in şaka anlayışı vardı ve onlara kızmak yerine; farklı(!) da olsa çözüm arayışlarından dolayı onları tebrik etti.

Zihinbend derslerinde ise, Anthea Madison yeni bir yöntem uygulamaya başlamıştı. Onları zihinlerini kapatmaları için çalıştırıyor, yoğun bir şekilde zihin boşaltma egzersizi yaptırıyordu. Zihinlerine girmeden önce uyarıyor ve hazırlıklı olmalarını sağlıyordu. Ancak Ölüm Yiyenlerin ya da Voldemort’un onları kesinlikle hazırlıksız yakalayacağını her seferinde hatırlatıyordu. Harry onun en son gördüklerinden hala rahatsız olduğunu düşünüyordu.

Kingsley ile yaptıkları bir sonraki ders daha ciddi oldu. Çünkü Kingsley onlara yeni bir büyü öğretiyordu. Devasa bir kutunun içinde koşuşturan fareler üzerinde deniyorlardı büyüyü.
“Tamam Ron,” dedi Kingsley. “Az sonra tekrar deneyeceksin, sıra Harry’de.”
Harry asasını hazırladı:
“Caecare!” Asadan çıkan ışın fareyi vurdu. Fare birden yalpaladı, hızla kutunun kenarına çarptı. İlerlemeye çalıştı, ancak her seferinde bir yerlere çarpmaya devam etti.
“Harika!” dedi Kingsley. “Bakın Harry başardı. Unutmayın, körleştirme büyüsü geçicidir. En fazla bir saat sonra yeniden görmeye başlarsınız. Fakat bir savaştaysanız, size çok büyük bir avantaj sağlar. Tabii bu büyüye hedef olmamanız gerektiğini söylememe gerek yok. Şimdi tekrar deneyelim.” Büyüyü denemeye devam ettiler. Sonraki bir saatte ise daha önceden bildikleri bir iki büyüyü nasıl kullandıklarını test eden Kingsley, onlara asalarından çıkan bir alevi nasıl yönlendireceklerini öğretti.
“Relashio, Harry, tamam öyle kal.” Harry asasının ucundan çıkan alev şeridini kontrol altında tutmaya çalışırken, Kingsley talimat vermeye devam ediyordu.
“Tamam Harry, şimdi şu kitabı yakala, ah hayır onu değil! ” Harry yanlışlıkla yakaladığı lambayı bırakırken, suçlu suçlu sırıttı. Kingsley:
“Neyse, en azından özünü kavradınız. Yarın aynı saatte.” diyerek onları serbest bıraktı.

Tüm bu yoğun tempoya bir de düello dersleri eklenince başlarını kaşıyacak zaman bulamaz oldular. Düello dersleri genelde Lupin’le yapılıyordu. Ancak boş zamanları olduğunda Anthea ve Kingsley’de ona eşlik ediyordu.

“Caligare!”dedi Harry. Karşısında tetikte bekleyen Ron birden şaşırdı ve etrafına bakındı.
Harry gülümsedi ve basit bir dondurma büyüsüyle Ron’u etkisiz hale getirdi.
“Harikaydı Harry,” dedi Lupin. “Hermione sıra sende.”

Hermione yerini alırken izlemek üzere kenara çekildi Harry. Az önce yenilen Ron şimdi aynı taktiği Hermione’de denemek istedi, ancak Hermione hazırlıklıydı. Kingsley’nin onlara henüz öğretmiş olduğu görünmezlik büyüsünü kullandı ve şaşkın bir Ron asası elinden alınarak yenildi. Ders biterken Ron homurdanıyordu. Buna alışık olan Harry ve Hermione sessizce yukarı çıkmayı tercih ettiler. Odada Fred ve George onları bekliyordu. Bir süre sessiz sakin yapılan sohbetin ardından yemeğe inmeleri gerektiğini hatırlatıp kalktılar. Bir yandan da birbirlerine esrarengiz bakışlar atıyorlardı.

Harry mutfağa girdiği an birden afalladı. Herkes alkışlıyor ve gülüyordu.
“İyi ki doğdun, doğum günün kutlu olsun,” sözleri her taraftan duyulabiliyordu.
Harry kocaman bir Quaffle görüntüsündeki pastaya baktı. Mutlulukla gülümsedi. Dersler falan derken kendi doğumgününü bile unutmuştu. Oysa onlar hatırlamıştı. Herkes oradaydı. Weasley ailesi, Tonks, Lupin, Anthea.. Sadece Dumbledore ve Kingsley eksikti.

Mutlulukla yenen yemeğin ardından, muhteşem pastayı kestiler. Ve Harry hediyelerini açmaya girişti. Herkes neşeyle gevezelik ederken, Harry son açtığı paketten çıkan mini düello setini izliyordu zevkle. Fred ve George’un hediyesiydi düello seti. Dikdörtgen şeklindeki ring görünümü verilmiş bir tahta üstünde, kırmızı ve yeşil giyinmiş iki tahta büyücü birbirlerine selam verdiler. İlk minik büyü uçarken Ron heyecanla öne eğildi. Minik tahta büyücüler savaşmaya devam ederken mutfak kapısı açıldı. Kingsley telaşlı bir ifadeyle içeri girdi.

“Partiyi bozmak istemem ama, bir sorunumuz var.” dedi endişeli bir şekilde. Tüm kafalar ona doğru döndü.
“Ne oldu?” dedi Arthur Weasley. Kingsley başını iki yana salladı:
“Ölüm Yiyenler Azkaban’dan kaçtı.”

Dehşet verici bir sessizlik oluşurken, Harry’nin arkasındaki küçük tahta masada yeşil renkli minik tahta büyücü kırmızı tahta büyücüyü alnının ortasından vurup

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz