2.BÖLÜM

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

2.BÖLÜM

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Ptsi Ara. 10, 2007 10:11 am

“Asanızı sıkı sıkı tutup hedefe doğrultacak ve ardından Lukanos diyeceksiniz. Aynen şöyle,” dedi seherbazların başı olan adam ve asasını elinde un ufak edecekmiş gibi tutarak asasını doğrultup Lukanos diye haykırdı. Asasından bembeyaz bir ışık fırlayıp, güneşin dünyayı ışınlarıyla okşaması gibi tüm bahçeyi aydınlattı. Işık, adamın asayı aşağı indirmesiyle elektriğin aniden kesilmesi gibi yok oldu ve bu büyüyle doğası vahşileşen asa sadık bir köpek gibi kullanıcısına itaat etti. Büyünün vuku bulmasıyla kollarını gözlerine siper eden seherbaz öğrenciler büyünün sona ermesiyle bu fiziksel güç ile irade isteyen büyüyü başarıyla yapan hocalarını alkış ve tezahürat yağmuruna tuttular. Baş seherbaz alkışları yüzündeki silik ifadeyle, gülümsemeden kabul ettikten sonra elini kaldırıp idman bahçesindeki kalabalık grubu susturdu. “Bu büyünün etkisi Lumos’a benzer, peki kim bana aradaki farkı söyleyebilir?”
İskoçya’daki bir gölün kenarında bulunan seherbazların eğitim sahasının arkalarından cevabı bildiğini gösteren bir ışık yükseldi. Baş seherbaz hemen ışığı yaratan esmer seherbaza söz verdi. “Lumos basit bir büyüdür, Lukanos ise çok büyük irade gücü ister. Çünkü Lukanos çok geniş alanları, Lumos ise sadece önünü aydınlatır,” dedi genç seherbaz kendinden emin bir ses tonuyla.
Bu cevaptan tatmin olmuş olan baş seherbaz cevabı başıyla onaylayıp öğrencisinin içini rahatlattı ve “Cevap doğru!! Bu doğru cevaba karşılık ne istersin?” diye sordu. Baş seherbaz nadiren soru sorar ama doğru cevabı aldığında öğrencisine ödül verirdi.
Seherbaz öğrencinin gözleri sevinç ve merakla genişledi ve sanki bu konuşmayı daha önceden planlamış gibi ne istediğini söyledi. “Bugün öğrettiğiniz büyüyü ‘acı etkisi’ kullanarak yapmanızı istiyorum.” Bu kelimeler tüm eğitim sahasını gezdi, tüm öğrencilerin bir bir yanlarından geçip onların merakla gözlerini kırpıştırmalarına neden oldu ve gölün soğuk havasına karışarak kayboldu. Seherbazların başı bu isteğe ilk önce şaşırdı, daha sonra ise alnını kırıştırarak düşünmeye başladı. İstenilen ödülü her zaman yerine getirmeyle bilinirdi ama bu istek onun için çok ağırdı. Ellerini arkasında kavuşturup, titreyen dudaklarıyla yere baktı.
“Bunu yapmak zorunda değilsin Ronald,” dedi yumuşak ve zarif bir sese sahip olan Susan Bones.
Ron ise sadece omuz silkerek cevap verdi ve düşüncelere daldı. On yıl önceki faciadan nasıl kurtulduğunu tam olarak hatırlamıyordu, kurtulduktan sonra ise birkaç ay St.Mungo’da psikolojik ve fizyolojik tedavi görmüştü. Tüm ailesi ve sevdikleri son düellonun yapıldığı mezarlıkta ölmüştü, o mezarlık hepsine gerçekten de mezar olmuştu. Daha sonra ordan kurtulan “tek” kişi olarak bilinen Ron derslerine ve ya yeteneklerine bakılmadan seherbaz yapılmış, daha sonra mevkisi arttırılmış ve en sonunda bir yıl önce baş seherbaz olarak sihir tarihinin en genç baş seherbazı olarak tarihe geçmişti.. Eğer eski Ron olsaydı baş seherbazlık fikri onun bir hafta kesintisiz kahkaha atmasına neden olabilirdi ama o faciadan sonra çok değişmiş, arkadaşı Harry’nin cesaretini, ‘eski’ sevgilisi Hermione’nin ise zekasını kendi yetenekleriyle birleştirmişti. Ama bunu nasıl yaptığını bile bilmiyordu, sadece öyle olmuştu.
Ron bu düşüncelerden sıyrılarak öğrencisinin isteğini kabul ettiğini belirtircesine kafasını salladı. ‘Acı etkisi’ büyüsü kendi icadıydı, ve tüm dünyada ünlü olmuş bir büyüydü. Yapılması bazı şeylere bağlı olsa da etkisi hiç de azımsanmayacak cinstendi. Ron titremesini durdurarak –öğrencileri karşısında böyle bir zayıflık göstermek istemiyordu- asasını sıkıca tuttu ve alın hizasını kaldırdıktan sonra, ileri doğrultarak Lukanos diye haykırdı. Asa tutulan kısımdan parlayarak dalgalar yaya yaya ileriye geniş kitleli ışık yaymaya başladı ama işin zor kısmı şimdi başlıyordu. Çünkü ona acı veren bir anısını düşünmeli, bu acıyı ruhuna, ardından bedenine ve asasına işleyerek büyünün etkisini beş kat arttırmalıydı.
Ron’un ona acı veren bir anı bulması hiç de uzun sürmedi. Gözlerini kapatıp on yıl önceki mezarlığı hatırlamaya çalıştı. Luna, Ron’un Nagini’yi öldürmesi için zaman kazandırma uğruna kendini feda etmişti. Neville, Bellatrix’in elinde can vermiş, taşlaşmış cesedi tam yanına düşmüştü. Kıyameti andıran güç patlamasını, o patlama anında annesinin çığlığını, Harry’nin kendini feda edişini, Hermione ve kız kardeşi Ginny’nin gözyaşlarına boğulmasını, hepsini bir bir hatırladı. Zaten hiç aklından çıkmıyorduki, arkadaşları ve ailesinin yüzlerini hatırlamak bile gözyaşlarına boğulmasına neden oluyordu. Birden çok derinden gelen bir ses duydu, “Dur!! DUR!! Hepimiz kör olacağız,” diye bağırıyordu biri. Bu Susan Bones’un, Ron’un geçmişinden kalan iki kişiden birinin dehşete düşmüş sesiydi.
Ron gözlerini açtı, asayı iki eliyle tutuyor buna rağmen asaya söz geçiremiyordu. Asa vahşi bir kısrak gibi çılgınca hareket ediyor, sahibinin elinden kaçmaya çalışıyordu. Asanın ucundan çıkan ışık o kadar muazzamdıki güneşle bile yarışabilirdi. Eli gittikçe ısınan Ron sonunda dayanamadı ve çığlık atarak asayı bıraktı. Asayı bırakmasıyla beyaz ışık yağmuru sona erdi ve ışıktan korunmak için yere kapaklanmış olan titreyen öğrencileri açığa çıkardı. Ne yaptığını farkeden Ron utancından kıpkırmızı kesilerek yerden asasını aldığı gibi eğitim binasına doğru hızlı adımlarla yolu koyuldu. Bina kapısını kırarcasına açtı, cansız mankenlere büyü yapan iki seherbazın yanından hışımla geçti ve üst kata çıkarak odasına geldi. Büyük bir utanç ve pişmanlık içinde olan Ron kendini yatağa atıp sessizce hıçkırmaya başladı, kim bilir öğrencileri onun hakkında neler düşünecekti? Belki de onun iyi bir öğretmen olmadığını, geçmişinden kurtulamayıp delirdiğini düşüneceklerdi?
On dakika sonra Susan Bones kapıyı çalmadan pat diye girdiğinde Ron sessiz bir isyan içinde St.Mungo’ya gitmek için son hazırlıklarını yapıyordu. Susan Bones, Ron’un yatağının karşısındaki sandalyeye, sandalyenin yaslanılacak kısmı önüne gelecek şekilde oturdu ve çaresiz adamı bir süre gözlemledi. Ama arkadaşının içindeki durumun sona ermeyeceği kanısına varan Susan sabırsız mizacı yüzünden dayanamayıp konuya girdi. “Senin hiçbir suçun yok. ‘Acı etkisi’ büyüsünün tehlikeli bir büyü olduğunu, genellikle kontrol edilemez olduğunu biliyordu. Bunu o istedi!!” dedi, Ron’un başını kaldırıp ona bakmasına ‘Dimi yani?’ gibisinden kaşlarını kaldırarak karşılık verdi.
Üstüne biraz parfüm sıkıp aynada muggle giysisini düzelten Ron, “Evet bunu o istedi,” dedi dalgınca ama bunu geçerli bir sebep olarak görmediği yüz ifadesinden belli oluyordu.
Konuyu burda kapatmanın herkes için hayırlı olacağını bilecek kadar zeki olan Susan konu değiştirmeye karar verdi. “Sanırım yine St.Mungo’ya gidiyorsun. Daha geçen hafta onu görmemiş miydin?” diye sordu.
Ron son hazırlıklarını da tamamladı ve binanın “cisimlenme dairesine” doğru yola koyulmadan önce arkadaşının merakını gidermesi gerektiğini farketti. “O, benim geçmişimden kalan tek şey. Üstelik son düello da bizim tarafımıza geçmiş, şu an Bellatrix tarafından öldürülmüş biri olmaktan kurtarmıştı,” dedi ve sadece kendisi duyacağı şekilde mırıldandı. “Her ne kadar niyeti kurtarmak da olmasa…” Hemen seherbazların eğitim binasının tek cisimlenme bölgesi olan cisimlenme çemberine giderek, öğrencilik yıllarında çok zorlandığı, şimdi ise ekmek-su gibi kullandığı bir şey olan cisimlenme büyüsünü yaparak Londra’ya, St.Mungo’nun önüne cisimlendi. Londra’nın muggle kalabalığını görmezden gelerek hiçbir muggleın göremedi ve ya varlığını hissedemediği St.Mungo’ya girip üçüncü kata, Sihirsel Akıl Hastalıkları bölümüne girdi. Elindeki oyuncak asayı oraya buraya savuran bir deli büyücüyü sakinleştirmeye çalışan iki hemşirenin yanından geçerek koridorun sonundaki odaya girdi.
Tek bir yataktan, küçük bir yemek masasından, kapısı gıcırdayan paslanmış metal bir gardıroptan ve ışığın içerisini ışınlarıyla bol bol yıkadığı geniş bir pencereden oluşan odanın penceresinin kenarında biri oturuyor, her zaman yaptığı gibi boş gözlerle dışarısını izliyordu. Ron’un içeri girmesiyle adamın kafası ona döndü, bir tanıdık görmenin verdiği hisle ikisi de birbirine gülümsedi. Ron’un gülümsemesinde birden çok anlam, adamın gülümsemesinde ise bir boşluk ve çarpıklık vardı.
Ron pencere kenarındaki masanın karşısına oturdu. Karşısındaki adama içten bir şekilde gülümseyebildiğine, onun varlığıyla mutlu olduğuna hala inanamıyordu. “Nasılsın Draco?” dedi. Annesi, teyzesi tarafından öldürülen, bu yüzden intikam almak için son anda saf değiştirmiş olan ve yine teyzesi tarafından Ron’un gözleri önünde tek bir büyüyle aklı alınan Draco ise bu soru karşısında her zamanki gibi sessiz kaldı. Ama bu sessizlik çok şey ifade ediyordu…

_________________

HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz