3.Bölüm

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

3.Bölüm

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Ptsi Ara. 10, 2007 10:13 am

“HAYIR!!” diye haykırdı Bellatrix, yeşil bir ışık saçan lanetin yarattığı etkinin ardından. “Bunu nasıl yaparsın, seni hain!! BUNU NASIL YAPARSIN!!” diye bağırdı, gözleri öfkeden kıpkırmızı olmuş, yüzü sinirden gerilmişti. Haine saldırmaya çalıştı ama asası büyüyle uzaklaştırılmış, onu çaresiz bir duruma sokmuştu. Son bir çabayla ayağa kalktı, bir eliyle mezarlık taşından destek alıp bir dizinin üstüne çöktü. “Sen, sen, sen…” Bellatrix o kadar öfkeliydiki asası elinde olsa gözünü kırpmadan birkaç kişiyi birden yok edebilir, crucio bile onun şu anki sinirini yatıştırmaya yetmezdi. “Sen tüm ölüm yiyenlere ve Karanlık Lord’a ihanet ettin!! Ama demiştim ben, Lord’uma ‘ona güvenme’ demiştim!! DEMİŞTİM!!” diye haykırmaya başladı etrafa nerdeyse taşı toprağı delecek tükürükler saçarak. Son bir kez hainle göz göze geldi, hemen ardından hainin yanında aynı kendisi gibi asasız bırakılmış, olanlara şaşkınlıkla bakan Ron’u gördü. İki çift nefret dolu göz birbirine kenetlendi, ardından “Karanlık Lord öldü!!” feryatları tüm mezarlığı doldurdu. Daha birkaç saniye geçmemiştiki gözleri kör eden, deriyi yakıp kavuran bir güç patlamasıyla herşey sonsuz karanlığa gömüldü.
“HAİİİİİN!!!” diye, yer yer yayları çıkmış, çarşafı orasından burasından yamanmış karyolasından fırladı Bellatrix. Her kabus sonrasında olduğu gibi, kırışık dolu esmer alnında boncuk boncuk ter tanecikleri birikmişti. Bu ter taneciklerinden bazıları alnına yapışmış saç teliyle birleşerek bir buz saçağından su damlaması gibi terden sırılsıklam olmuş çarşafa damlıyorlardı. Dudakları gerek öfkeden gerekse korku ve dehşetten titriyor, kabusun onda yarattığı korkunç etkiyi gözler önüne seriyordu.
Birden çok yakınlardan bildiği bir ses çınladı kulaklarında, ard arda. “O hain kim Lestrange?” diye soruyordu bu ses, defalarca. Ses çok nazik bir tona sahipti ama tecrübeli Bellatrix sesteki dehşet dolu şeytaniliği farketmişti. Titremesini dizginleyen Bellatrix buğulanmış gözleri yüzünden bulanıklaşan etrafa göz gezdirdi, yanındaki sandalyede her zamanki ‘misafirliğe gelmiş’ edasıyla rahat bir şekilde oturan Grindelwald’ın heyula gibi yükselen bedenini görünce bir çığlık attı ve iç güdüsel olarak yana yuvarlanıp tahtakurularının yediği ahşap zemine düştü. Hemen kendini toparlayıp bu aptalca davranışı yüzünden kendisine kızdı ve ayağa kalkıp gözlerini Grindelwald’ın tek kaşı kalkmış küçümser ifadesine dikti. “Burada ne arıyorsun?” diye sordu patavatsızca.
Grindelwald bu soruya gerçekten de çok şaşırmıştı. Herhangi bir konudan konuşuyormuş edasıyla bacak bacak üstüne attı ve yüzünün yarısını kapatan maskesine dokunup parlamasını sağladıktan sonra, “Dün, bugün geleceğimi söylemiştim. Dünü de unutmamışsındır sanırım!!” dedi küçümser bir ses tonuyla.
Dünün olayları Bellatrix’in hala mezarlık görüntüleriyle dolu zihnine tekrar doldu ve dünkü konuşmayı kelimesi kelimesine kadar hatırlamaya başladı. “Teklifini kabul edebilirim belki, ama sanırım bu kadar önemli bir teklif öncesi sorularımın olduğunu tahmin etmişsindir!!” dedi Bellatrix seri bir şekilde, sanki bu cümleyi birkaç saat öncesinden çalışmış, ezberlemişti.
“Tabii ki de,” dedi bu kadar sorgulamadan sıkılmış olan Grindelwald, eliyle Bellatrix’in oturmasını işaret ettikten sonra pür dikkat soruları ve sorulara vereceği dikkatli cevapları düşünmeye başladı.
Bellatrix tam ‘burası benim evim, oturmak için izin alacak değilim’ diyecektiki böyle garip görünümlü bir büyücüyle arasını bozmak istemediğinden düşüncesinden vazgeçip oflaya puflaya karyolasına oturduktan sonra sorularına başladı. “Dün sen gitttikten sonra hafızamı yokladım ve senin bir zamanlar eski Hogwarts müdürü Dumbledore tarafından yıllar önce öldürülmüş olduğunu hatırladım. Gelecek Postası o zamanlar bu haberi birkaç gün yayınlamıştı. Bu nasıl oluyor?”
Grindelwald böyle bir sorunun geleceğini tahmin edebiliyordu ve cevabını önceden hazırlamıştı. “Dersine çalışmışsın Lestrange, ama büyünün istisnalar ile dolu olduğunu biliyor olmalısın. Bu da bir istisna, Dumbledore beni öldürdüğünü ‘sandı’,” dedi, ama yalan söylediği açıkça belli oluyordu. Bellatrix zaten doğru bir cevap beklemiyordu bu soruya karşı ama istediği şey buydu. Grindelwald yalan söylemiş ve bu olayla ilgili başka bir gerçek olduğunu Bellatrix’e istemeden de belli etmişti. Lordu’nun yıllar önce ona Dumbledore ile ilgili söylediği bir şeyle örtüşüyordu, Bellatrix ilerde bu konuyu araştıracağını aklının bir köşesine yazdıktan sonra Grindelwald’a ‘cevabından tatmin oldum’ gibisinden yalan dolu bir şekilde sırıttı.
“Peki dün bana bahsettiğin planın nedir?” dedi Bellatrix, bundan da bir cevap beklemiyordu ama yine de sormuştu.
Grindelwald bilmişçe gülümsedikten sonra büyüyle havada asılı duran siyah bardağından bir sıvı içti ve, “Benim müridim olmadan, olsan bile sadakatine güvenene kadar sana bunu söyleyemem. Ama dün söylediğim şeyi tekrarlıyorum, sana Karanlık Lord’undan daha büyük bir güç kazandıracak ve onun başaramadıklarını sen başaracaksın!!” dedi nerdeyse bir fısıltı kadar sessiz bir şekilde, ama sesinde gittikçe yükselen güç Bellatrix’in kulak zarını patlatacak yoğunluktaydı.
Bellatrix, Grindelwald’ın bu sözü üzerine hiddetlenerek yumruğunu hızla karyolasının demirine vurdu ve tükürükler saçarak konuşmaya, daha doğrusu bağırmaya, başladı. “Karanlık Lord’umdan daha büyük bir güç mü? Kim onun kadar güçlü olabilir, kim onun yapabildiklerini yapar? Dumbledore gibi yüzyıllarca yaşamış birinin gücüne sadece altmış küsür yılda ulaşmış biri benim Lord’um. O Salazar’ın varisi, o…” diye bağırdı ama cümlesine devam edemedi çünkü soluk soluğa kalmıştı, zar zor nefes alıp veriyordu. Birkaç kez öksürdükten sonra Grindelwald’a saygılı bir ifade bulma umuduyla baktı ama Grindelwald tekrar tek kaşını kaldımıştı, ardından kahkahalarla gülmeye başladı.
“Lestrange!! Evet, Voldemort çok güçlüydü, hatta en güçlüsüydü ama o sadece sizin ‘küçük dünyanızdaki’ en güçlüydü. Sanmaki sihir dünyası sadece Londra ve çevresinden ibaret ve sanmaki Voldemort dünyada tek!!” Her kelimeyi vurgulayan Grindelwald, Bellatrix’in yüzündeki çarpılmış ifadeyi görünce küçük bir çocuğa çukulata hediye edilmesi gibi acayip bir haz aldı.
Bellatrix bu hazzı karşısındaki iğrenç adama vermek istemiyordu ama yapabileceği bir şey yoktu. Çok şaşırmış, ne diyeceğini bilemez duruma gelmişti ama Lord’unu bu adama ezdirmeyecekti. “Evet, o dünyada tekti!! Sen kabul etsen de, etmesen de. Kıskandığın her anından belli oluyor, ee tabiiki, başka kim kendi ölümüyle beraber yüz küsür büyücüyü, birçok ruh emiciyi, devi beraberinde götürebilir. Evet, evet, o tekti!!” dedi zafer dolu bir edayla. Bu mantık Grindelwald’a yetip de artacaktı esmer büyücüye göre.
Grindelwald bu sefer öyle bir kahkaha attıki Bellatrix’in tüm tüyleri diken diken oldu, hafızasındaki tüm kötü anılar tekrar dirildi, onu soğuk pençeleriyle tartaklamaya başladılar. Daha sonra Grindelwald’ın sözleriyle Bellatrix odasına tekrar döndü ama az sonra duyacaklarının neler olduğunu bilseydi o korkunç anılarda kalmayı yeğlerdi. Grindelwald cübbesinin bir kenarını açtı ve kemikten yapılma bir asa çıkardı. Şaşkınlıktan ve hiddetten gözleri açılan Bellatrix, “Karanlık Lord’un asası o!! Nereden buldun onu, söyle hemen seni hırsız!!” Artık Grindelwald’a hakaret edip etmediğini umursamıyor çaresizce asaya uzanmaya çalışıyordu. Birden Bellatrix’in bedeni tahmini imkansız bir acıyla kıvrandı ve aynı güç onu karyolanın bir köşesine yolladı.
Acı ve itaat karışımı bir büyü yapan Grindelwald hakareti duymamazlıktan geldi. “Bu asa benim seni safkan bozuntusu. Onu ‘ben’ Voldemort’a hediye etmiştim. Voldemort, bir zamanlar Ollivander’den aldığı asasının içindeki anka kuşu teleğini Ollivander’in yardımıyla çıkarıp bu asaya nakletmişti. Diyorsunki, Voldemort beraberinde yüz küsür büyücüyü götürecek kadar güçlü!! Hahahaha!! Seni kendini büyücü sanan ahmak, o büyüyü o değil asa yaptı. Çünkü ‘ben’ asayı o öldüğünde etrafına güç dalgası yayacak şekilde büyülemiştim. Çünkü biliyordum, Voldemort’un bir gün Yoldaşlık ile savaşıp öleceğini, önümdeki bir çok engeli de Voldemort’la beraber kaldırmış oldum, ama senin Lord’un o asada böyle bir büyü olup olmadığını kestiremeyecek kadar ahmaktı. İşte, senin güçlü dediğin Voldemort bu!!” dedi asayı Bellatrix’in önünde tutarak.
Bellatrix her kelimeyle ordan oraya savruldu, her kelimeyle tarifi imkansız ağrılar yaşadı, her cümle bitişinde titreyip kasıldı. ‘Demek gerçek bu’ diye düşündü ama bu düşünceyi bertaraf etmek istedi, başaramadı. Onu hayata bağlayan Lord’unun anıları bir anda siliniverdi, karşısındaki adam Lord’unu bir yem olarak kullanmıştı. Onun öleceğini biliyordu ama söylememişti, yalvaran gözlerle Grindelwald’a baktı ve, “Peki niye?” diye sordu.
“Çünkü o tarikata ihanet etti, kendi güçlerinin ve hırslarının kurbanı oldu, bizi terketti!! Ölümü yenmek için hortkuluklar gibi aciz büyülere başvurdu, oysa bizle kalsaydı biz ona gerçek ölümsüzlüğü verecektik!!” diye cevap verdi Grindelwald ayinsel bir ses tonuyla, konuşurken sesi gittikçe yükseliyordu, bu havanın etkisiyle Grindelwald iki elini havaya kaldırıp yumruklarını sıktı.
İşte o an olanlar oldu ve ‘Ne tarikatı?’ diye soracak olan Bellatrix, iki elini havaya kaldırdığından dolayı cübbesinin diğer yarısı da biraz aralanmış olan Grindelwald’ın bir asası daha olduğunu farkederek beyninden vurulmuşa döndü. Bir an ‘ama ikisi de onun değilki, biri Lord’umun’ diyerek mantık yürütmeye çalıştı ama Grindelwald o asa için de ‘benim’ demiş ve hatta kendisine büyü bile yapmıştı. On yıldan beri hiç titremediği kadar titremeye başlayan Bellatrix, Grindelwald’ın ikinci asasını işaret ederek, “SEN BİR ‘ÇİFT KİŞİLİKSİN’” diye çığlık attı. İki asa kullanan ‘çift kişilik’ler sihir dünyasında en istenilmeyen varlıklardı. Kurtadamlar bile onlardan çok çok daha hoş karşılanırlardı, çünkü ‘çift kişilik’ler herşeylerini ikiye bölmüş, ve iki karakterleri yüzünden iki kat güçleri arttırılmış, ne zaman ne yapacakları belli olmayan, ölümcül ve tehlikeli, ama en çok da şeytani varlıklardı. Voldemort bir keresinde Bellatrix’e onları anlatmış, o anda Bellatrix, Lord’unun bile korktuğunu farketmişti.
Hatasını farkeden ve lanetler okuyan Grindelwald hemen cübbesini önüne çekti ve tehlikeli siyah gözlerini Bellatrix’e dikti. Korkudan titreyen Bellatrix ise, “SEN GRINDELWALD DEĞİLSİN? MASKENİN ARDINDA NELER YATIYOR SENİ ŞEYTAN!!” diye haykırmakla yetindi. Grindelwald gülümsemesini sildi ve asasını tehditkar şekilde Bellatrix'e doğrultarak, “Evet Grindelwald’ım, iki kişiliğim de Grindelwald ama iki Grindelwald da farklı!! Bu kadar saçmalık yeter, cevabını bekliyorum. Benim müridim olacak mısın?”
Bu bilmece gibi cevap Bellatrix’e yetmemişti, son bir kez gücünü topladı ve ayağa kalkarak dimdik Grindelwald’ın önünde durdu. Artık ne acılar çekeceği, ne tür lanetlere maruz kalacağı umrunda bile değildi. “HAYIR!! DEFOL GİT EVİMDEN!! DEFOL!! LORD’UMUN KATİLİ!!”
Grindelwald, Bellatrix’in haykırışlarına sessiz durarak cevap verdi ve Bellatrix’in çığlıkları bitince hiç olmadığı kadar tehlikeli ve şeytani bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Evet olacaksın Bellatrix!! Senin geçmişini senden iyi biliyorum, ve geçmişinden kalan tek ‘varlık’a zarar gelmesini istemiyorsan benim müridim olacaksın!!”
İşte bu sözler her türlü büyüsel acıya katlanmaya hazır olan Bellatrix’i tam kalbinden vurdu. Grindelwald’ın neyi ima ettiğini bilen Bellatrix bilinçsizce sırtını duvara yasladı ve donuk gözlerle duvar dibine çöküp elleriyle yüzünü kapattı. Zihnindeki tüm anılar tek bir anıya yol verdiler, tek bir kişiye yol verdiler. Birden gözyaşlarına boğulan Bellatrix birkaç dakikanın ardından ellerini yüzünden çekti ve ıslanmış yüzünü Grindelwald’a çevirerek, istemeden de olsa “Kabul ediyorum!!” dedi.

_________________

HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz