osmanlı şavaşları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:42 am

Osmanlı - Haçlı donanmaları arasında, Korinthos körfezinde, İnebahtı yakınlarında yapılan deniz savaşı (7 Ekim 1571).
Osmanlı kaynakları, bu savaşın adını "Sıngın" olarak yazar.
O dönemde Kıbrıs, oldukça hareketli Mısır-İstanbul deniz ticaret yolu
üzerinde önemli bir engeldi. Burası Venediklilerin elinde bulunuyor,
adada yuvalanan, Venedik desteğindeki Hıristiyan korsanlar sık sık
ticaret ve hac gemilerini vuruyorlardı. Kıbrıs'ın, vaktiyle bir
Müslüman ülke olduğu gerekçesiyle fetva alınıp savaş açıldı. Kıbrıs'ın
önemli merkezleri Lefkoşe ve Magosa, zorlu mücadelelerden sonra
zaptedildi ve fethi tamamlandıktan sonra Kıbrıs, beylerbeylik haline
getirildi (1570-1571).
Osmanlılar'ın Kıbrıs adasını almaları, Avrupa'da büyük tepkilere yol
açtı. Bunun sonucu olarak Papa, İspanya kralı ve Venedik dukası,
Osmanlılara karşı birleştiler. Bu birleşmeyi imza ile de onayladılar
(15 Mayıs 1571). Kutsal ittifak adı verilen bu antlaşmayı, Osmanlılar,
gizlice öğrendiler. Osmanlı Dîvanı'nda, bu tarihlerde, bazı görüş
ayrılıkları yüzünden anlaşmazlık vardı. Bu durum, alınacak tedbirleri
durduruyor, Donanmayı Hümayun amiralliğinin, Preveze'den yazdığı yardım
isteklerini cevapsız bırakıyordu. Sonunda Dîvan, Avrupa karşısına güçlü
bir donanma ile çıkma konusunda karara vardı. Ancak Dîvandaki
anlaşmazlık yüzünden, Osmanlı donanmasının başına, bir kara ordusu
kumandanı olan Müezzinzâde Ali Paşa getirildi. İstanbul'a gelen ikinci
bir haber, Türk sularına gelmekte olan Haçlı donanması ile ilgiliydi.
Sokullu, bu donanmayı durdurmak görevini de gene bir kara ordusu
kumandanı olan Pertev Paşa'ya verdi.
Osmanlı donanmasında bir vezir, dört paşa, 15 beylerbeyi vardı. Ayrıca
Uluç Ali Paşa, Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan Paşa, Barbaroszâde Mehmed
Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi ünlü Türk denizcileri de
bulunuyordu.
Osmanlılara karşı meydana getirilen Haçlı donanmasının başına, Karl
V'in evlilik dışı oğlu, Hollanda genel valisi Don Juan (Avusturyalı
Johann) getirildi. Venedik donanmasının başında Vaniero,
Cenevizlilerinkinde Giovanni - Andrea Doria, Papalık donanmasında da
dük Marco Antonio Collonna vardı. Ayrıca Avrupa'nın en ünlü prens,
asilzâde, amiral ve generalleri Haçlı donanmasında görev almıştı.
Müezzinzâde Ali Paşa ile Pertev Paşa'nın yanlış tutumları, ünlü Türk
denizcilerinin karşı koymalarına sebep oldu, ancak, yapılan tartışmalar
sonunda Kaptan-ı deryanın görüşü uygulandı.
İki donanma, dünya tarihinin en büyük savaşlarından birine başladı.
Türk donanması bozuldu. 142 gemi yok oldu, 20 bin Türk askeri şehid
oldu. Ölenler arasında, Müezzinzâde Ali Paşa başta olmak üzere birçok
Osmanlı paşası ve beylerbeyi de vardı. Bu arada, yalnız Uluç Ali
Paşa'nın kumandasındaki Türk sağ cenahı başarı gösterdi. 42 Türk
gemisinden kurulu olan bu cenah, gemilerini kaybetmedi, Haçlı sağ
cenahını bozarak, savaş alanından ayrıldı. Uluç Ali Paşa, bu
başarısından sonra Kaptan-ı deryalığa getirildi ve "Kılıç Ali Paşa"
diye anıldı.
Sokullu Mehmed Paşa yeni bir donanma hazırlamasını istedi. Bunun için
çok sayıda malzemeye ihtiyaç olduğunu, kısa süre içinde böyle bir
donanmanın hazırlanmasının zor olacağını söyleyen Uluç Ali Paşa'ya,
Sokullu; "Bütün donanmanın demirlerini gümüşten, halatlarını
ibrişimden, yelkenlerini atlastan yapabiliriz. Hangi geminin malzemesi
yetişmezse gel benden al" demiştir ki, Osmanlı Devletinin o dönemdeki
gücünü göstermesi açısından önemlidir. Sokullu Mehmed Paşa, gönderilen
Venedik elçisine de, İnebahtı Deniz Savaşıyla ilgili olarak "Biz
Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı'da bizi yenmekle,
sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez, fakat
kesilen sakalın yerine daha gür çıkar" diye cevap vermiştir.
Bununla beraber, İnebahtı faciasından sonra, kaybedilen binlerce
denizciyi yerine getirmek kolay olmamış ve tecrübesiz leventlerden
teşkil edilen yeni donanma, devlete Akdeniz'deki eski kudretini
kazandıramamıştır. Artık, Avrupa siyasetini yönlendirecek ve ticaret
yollarını hakimiyet altına alacak Hint Seferleri gibi büyük projelere
de tevessül edilememiştir.


En son HarryPotter tarafından C.tesi Nis. 05, 2008 6:48 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:43 am

Anadolu Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ile Bizans
imparatoru Manuel I Komnenos arasında, Denizli yakınlarında
Miryokefalon'da (Myriokephalon) yapılan savaş (17 Eylül 1176).

Suriye ve Musul hükümdarı Atabeg Nureddin Mahmud Zengi'nin ölümü
üzerine (1174), büyük bir rakipten kurtulan II. Kılıç Arslan, ertesi
yıl, Orta Anadolu'da Sivas ve Tokat bölgelerine hakim olan Danişmendli
Türk beyliğine son verdi. Türklerin Bergama ve Edremit'e kadar
ilerlemeleri, Bizans İmparatoru Manuel'in, Kılıç Arslan'ı ezmek ve Türk
hakimiyetine kesin bir şekilde son vermek için hazırlıklara girişmesine
sebep oldu. Manuel, papaya bir mektup yazarak, zamanın yeni bir haçlı
seferi için elverişli olduğunu ve "Anadolu'dan geçen yolun artık güven
altına alınacağını" bildirdi. Manuel, amcasının oğlu Andronikos
Batatzes'i bir orduyla Paphlagonia'ya doğru yola çıkardı ve kendisi de
büyük imparatorluk ordusuyla, Kılıç Arslan'ın başkenti olan Konya
üstüne yöneldi. Kılıç Arslan, imparatora elçiler göndererek barış
isteğinde bulundu, fakat Manuel bunu kabul etmedi. Paphlagonia üstüne
giden Andronikos Batatzes, eylül ayı başlarında, Niksar surları önünde
Türklere ağır bir şekilde yenildi. Batatzes'in kesilen başı, bir zafer
nişanesi olarak II. Kılıç Arslan'a gönderildi. Bundan birkaç gün sonra
Manuel'in ordusu, Menderes vadisinden geçerek Eğridir gölü ucundaki
Sultandağı dizisine giden dağlık bölgeye girdi. Kuşatma araçları, erzak
fazlalığı ve ağır arabalar, ordunun ilerlemesini yavaşlatıyordu. Ayrıca
geçmek zorunda oldukları bölge, Türkler tarafında tahrip edilmişti.
Bizans ordusunun ilerlediği yol üzerinde, Tribritze denilen ve çıkış
yerinde, tahrip edilen Miryokefalon kalesinin bulunduğu bir geçit
vardı. Türk ordusu, burada bir dağ yamacında toplu olarak bulunuyordu.
Manuel'in ileri görüşlü subayları, bu ağır hareketli orduyu, çukur
yoldan geçirmemesi için imparatoru uyardılar. Fakat ordudaki genç ve
tecrübesiz prensler, kendilerine güveniyor, şan ve şöhret kazanmak
istiyorlardı. Bunlar, imparatora baskı yaparak onu bu yolda ilerlemeğe
zorladılar. Kendine bağlı küçük beyliklerden yardımcı kuvvetler alan
Kılıç Arslan'ın ordusu, hemen hemen Manuel'in ordusuna eşit, ancak daha
kötü teçhizatlıydı. Fakat, Türk ordusunun daha fazla hareket imkanı
vardı. Bizans öncü kuvvetleri, zor kullanarak geçide girdi (17 Eylül
1176). Türkler, geri çekilerek dağlara saptılar, sonra da imparatorluk
ordusu dar yola girdiği sırada, yamaçlardan aşağı inerek geçit içine
saldırdılar. İmparatorun kayınbiraderi, bir süvari alayı başında,
Türklere karşı saldırıya geçti. Fakat, bütün adamlarıyla birlikte
kılıçtan geçirildi. Geçidin aşağısında bulunan askerler, onun durumunu
görüyorlar, fakat sıkışık durumda oldukları için yardım edemiyorlardı.
Manuel, cesaretini kaybederek paniğe kapıldı ve geçitten çıkmak için
geriye kaçtı. Bunun üzerine, bütün ordu onu takip etti. Fakat,
ağırlıklar yolu kapamıştı. Askerlerden çok azı kurtuldu. Akşama kadar
süren savaş sonunda, II. Kılıç Arslan, Manuel'e bir haberci göndererek,
derhal geri dönmesi, Eskişehir (Dorylaion) ve Gümüşsu (Sublaion)
kalelerini yıkması şartıyla ona barış teklif etti ve kalan ordusuyla
geçitten çıktı. Manuel, Bizans'a dönerken, yolda Türkmenlerin sürekli
saldırılarına uğradı.

Miryokefalon savaşı, Selçuk ve Bizans tarihinin dönüm noktalarından
biridir. Türklerin, Malazgirt'ten sonra Bizans'a vurdukları bu ikinci
darbe sonucu Bizans, Anadolu'da üstünlüğünü kaybetti.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:44 am

Türklere Anadolu’yu kazandıran, Selçuklu-Bizans Savaşı.
Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan ile Bizans İmparatoru Romen
Diyojen kuvvetleri arasında, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Doğu Anadolu’da
Malazgirt Ovasında meydana geldi. Bu muharebe, dini, milli, siyasi,
askeri neticeleri ve Türk-İslam tarihinin en büyük zaferlerinden biri
olması bakımından önemlidir.

Selçuklu Türkleri, Malazgirt Meydan Muharebesinden yıllar önce, Anadolu
içlerine gaza akınları tertip ettiler. Bu akınlarda, Anadolu’nun,
Türklerin yerleşmesine müsait coğrafi hususiyet ve zenginliklere sahip
olduğu tespit edildi. Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya akınları, Bizans
Devletini telaşlandırdı. Akıncıların bu gazalarında, Anadolu ahalisine
terör ve tahribattan ziyade adaletle muamelesi, zalimleri ortadan
kaldırmaları, can, mal, ırz emniyetini sağlamaları, bölge halkının
Selçuklu idaresini gönülden tercih etmelerine yol açtı. Doğu
hududundaki hadiseleri dikkatle takip eden Bizanslı idareciler;
ülkelerinin bütünlüğü ve devletin bekası için tedbir almaya başladılar.
Bizans’ın ancak meşhur tarihi entrikalarla yüzyıllardan beri Anadolu’da
hakimiyetini koruyabilmesi, zulme varan sıkı tedbirleri, halka kötü
muamelesi, yerli ahalinin Türklerin idaresini tercih etmelerini daha da
kolaylaştırdı.

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (Romen Diyojen) iyi bir cengaverdi.
Fakat hanedan mensubu değildi. Askerlik bilgisi, tecrübe ve cesareti,
dul Bizans İmparatoriçesi Eudoxie’nin dikkatini çektiğinden, diğer aday
ve teklifleri reddederek, 1068’de Diyojen’i tercih etmesine sebep oldu.
Hanedan dışından bir şahsın Bizans İmparatorluğuna getirilmesi üzerine
asiller, iktidara karşı cephe aldılar. Ülke içindeki muhalefeti tasfiye
etmekle meşgul olan Diyojen, zeka ve tecrübesine inandığı şahısları
devlet kadrolarında vazifelendirip, Bizans’ın doğu hududundaki
hadiseleri de dikkatle takip ettirdi. Ani ve Kars’ı zaptederek Ani’nin
askeri mevkilerini tahrip eden Selçuklulara karşı, tahta çıkışından,
1071 yılına kadar her yıl sefere çıktı. 1068’de Pozantı’ya, 1069’da
Palu’ya kadar geldi. 1070’te de Kayseri’ye ordu gönderdi. Bu
seferlerle, Bizans ordusunun muharebe kabiliyeti ve tecrübesi
arttırılıp, disiplinli olması sağlandı.

Selçuklu akınlarının Ege Denizine, Marmara’ya kadar uzanması ve 1071’de
Şii-Fatımi Devletinin, İslam ülkeleri ve Abbasi Halifeliği için tehlike
arz etmesi üzerine, Mısır Seferine çıkan Selçuklu Sultanı, Suriye’de
bulunuyordu. Türklerin Suriye topraklarındaki harekatını haber alan
Bizans İmparatoru Diyojen, doğuya hareket etti. Hareketinden önce
verdiği nutukta azmini şöyle belirtiyordu: “Doğu hudutlarımızda büyük
bir İslam tehlikesi belirmiştir. Bu tehlikeyi büyümeden ortadan
kaldırmalıyız. Ordunun başında; bu tehlikeyi kesin olarak kaldırmaya
gidiyorum.”

Romen Diyojen, 13 Mart 1071’de İstanbul’dan 200 000’den ziyade Frank,
Norman, Slav, Gürcü, Abaza, Ermeni ve Rumeli’de yaşayan İslam dinini
kabul etmemiş Peçenek ve Uz Türklerinden de ücretli asker alarak
Anadolu’ya geçti.

Bütün kaynaklarını seferber ederek hazırladığı ordusuna güvenen
Diyojen, Bizanslılara büyük zaferle dönmeyi vaad ediyordu. Sivas’a
gelen Diyojen, bu bölgedeki Ermeni Prensleri ile ahalisini, toptan
öldürttü. Ermenilerin mallarını askerlerine yağma ettirdi. Sivas’tan
hareket etmeden önce, generalleri ile harp meclisi kurdu. Bu harp
meclisinde, muharebenin, alınacak karar, plan ve hedefi tayin
edilecekti. Gerçi Diyojen’in plan ve hedefi kafasında çizilmişti. Bu,
Türklerin Anadolu’ya bir daha akın yapmamalarını sağlayacak bir plandı.
İran’ın içlerine ilerleyecek, Türkleri daha da doğuya sürecek,
başşehirlerini zaptedecekti. İmparator, yalnız Anadolu’yu elinde
bulundurmak ve Türkleri yok etmek değil, bütün İslam ülkelerini de
almaya karar vermişti. Horasan, Rey, Irak-ı Acem ve Arap, Suriye
valiliklerini komutanlarına vermeyi tasarlamış ve hatta vaad etmişti.
İstila edeceği İslam ülkelerindeki camilerin yerine kiliseler açmayı ve
bu suretle İslam dinini ortadan kaldırmayı da aklına koymuştu. Harp
meclisinde, generallerden, takip edilmesini lüzumlu gördükleri
tekliflerin, ortaya konmasını istedi.

Sivas’taki harp meclisinde, yapılacak harekatın plan ve hedefi
hakkında, iki ana teklif ortaya çıktı. Birincisi; Bizans ordusunun en
bilgili ve tecrübeli komutanlarından Rumeli ordusu kumandanı General
Nikefor Bryennes ile iyi bir stratejist ve tecrübeli bir komutan olan
Türk asıllı general Magistors Tarkhal'dan (Jozeph Tarhchaniotes) geldi.
Bu iki general, hudut boylarındaki tecrübelerine dayanarak, Türklere
karşı çok ihtiyatlı harekata girişmeyi tavsiye edip, ordunun Erzurum’a
kadar ilerleyerek, burada Türk ordusunu muharebeye zorlayacak ve
kışkırtacak bir tertibin alınmasını, bu suretle muharebenin kendi
toprakları içinde yapılarak lojistik desteğin kolaylaştırılmasını ve
Türklerin istifadesine yarayacak her türlü maddi imkanların tahrip
edilmesini teklif ettiler. Bu teklife karşılık, İmparator’a hoş
görünmek isteyen ikinci teklif sahibi muhalif generaller ise, hedefin
daha derin olmasını ve ordunun vakit kaybetmeden Erzurum’a varıp,
İran’a yönelmesini ve Türk ordusu ile nerede rastlanırsa orada, daha
ziyade Türk ülkeleri içinde harp edilerek yok edilmesini teklif edip,
birincileri korkaklıkla itham ettiler. Bu son teklif, esasen Bizans
İmparatoru’nun planına uygun düştüğünden, ordunun doğuya hareketini
emretti.

Bizans ordusunun doğuya hareketini haber alan Büyük Selçuklu Sultanı
Alparslan, Mısır Seferinden vazgeçti. Suriye’den geri dönüşte, önce
doğuya yönelerek, gerekli savaş hazırlıklarını yaptı. Bu arada
karakulakları (casus) vasıtalarıyla da Bizanslılara, Türklerin Rey’e
çekildiği haberlerini yaymakta idi. Nihayet Diyarbekir’den kuzeye
yöneldi ve Bizans’ın beklemediği bir anda, Malazgirt’in doğusunda
ordugahını kurup savaş hazırlığına başladı. Alparslan, muharebe azmiyle
ordugah kurarken, önceden, düşmanla dövüşeceğini Bağdat’taki Abbasi
Halifesine bildirdi. Büyük Sultan, savaş başlamadan evvel, Halife
El-Kaim'in (1031-1075) gönderdiği İbnü’l-Mahleban’ı (İbn-i Mühelban),
değerli komutanlarından Sav Tigin’le birlikte Diyojen’e elçi gönderdi.

Sultan Alparslan’ın heyeti, 25 Ağustos 1071 sabahı, Bizans ordugahında
hafife alınıp, hakarete uğradı. Diyojen, heyet başkanına; “Kışlamak
için İsfahan’ın mı, yoksa Hemedan’ın mı” daha iyi olduğunu sordu. Sulh
teklifini şiddetle reddedip; “Sultanınıza söyleyiniz; kendileriyle sulh
müzakerelerini Rey’de yapacağım, ordumu İsfahan’da kışlatıp, Hemedan’da
sulayacağım” dedi. Heyet başkanı da, Diyojen’e; “Atlarınızın Hemedan’da
kışlayacaklarından ben de eminim, fakat sizin nerede kışlayacağınızı
bilemiyorum” diyerek, gereken karşılığı verdi.

Sultan Alparslan, muharebe öncesi Halife’den dua talep etti. Abbasi
Halifesi, camilerde cuma hutbesinde Alparslan ve ordusunun muzaffer
olması için okunacak hutbe metni gönderdi. Muharebe gecesi, Alparslan,
ayırdığı bir kuvvetle Bizanslıları, atılan ok ve naralar ile bütün gece
taciz ederek yorgun bir hale düşürdü. Selçuklular, Bizanslı safında
bulunan Türk asıllı birliklerle temas kurdu. Onların, Bizans
ordugahından ayrılarak Selçuklu ordusuna katılmalarını temin etti.

Malazgirt Muharebesinde Bizans ordusunun kumanda kademesi şu şekilde
idi: Merkezde Bizans İmparatoru Romen Diyojen olup, yanında hassa ve
seçkin birlikler vardı. Sağ kanatta, Anadolu ordusu kumandanı Mikhail
Attalicpiates; sol kanatta Rumeli ordusu kumandanı Nikefor Bryennes;
ihtiyatta da Andronikos Doucas vazifeliydi. Bizans ordusunun taktiği,
Türkleri imha etmekti. Sultan Alparslan kumandasındaki kırk bin kişilik
Selçuklu ordusu, yarım hilal şeklinde tertibat aldı. Hafif süvari
kıtaları, kanatlara yerleştirildi. Ordu merkezi, düşman karşısında
birleşmeden yavaş yavaş geri çekilecek ve onu hırpalayacak, at üstünde
ok atan süvariler, düşmanın yan ve gerilerine taarruz ederek, Bizans
ordusunu dağıtmaya çalışacaklardı. Taarruza katılan düşman süvarisi
ezilerek geri atılacaktı. Bu şekilde ilerleyen düşman ordusu,
karargahından kafi derecede uzaklaştıktan sonra, baskın kıtaları,
düşmanın gerilerine taarruz edecek, asıl ordu da, bir ağırlık teşkil
ederek, düşmanın kanatlarından birine taarruzla, onu yıktıktan sonra
saldırıyı diğer kanada çevirmek suretiyle sonuca gidilecekti.

Selçuklu Sultanı Alparslan, alim ve devlet adamlarının tavsiyesiyle,
muharebeyi Cuma günü yapmayı tercih etti. 26 Ağustos Cuma günü
askerlerini toplayan Alparslan, atından inip secdeye vardı; “Ya Rabbi
sana tevekkül ediyor, azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin
uğrunda cihad ediyorum. Ya Rabbi niyetim halistir. Bana yardım et;
sözlerimde hilaf varsa beni kahret!” diye dua etti. Sonra askerlerine
dönerek; “Burada Allahü tealadan başka bir sultan yoktur, emir ve kader
O’nun elindedir. Bu sebeple benimle birlikte cihad etmekte veya benden
ayrılmakta serbestsiniz” dedi. Askerler coşarak hep bir ağızdan; “Asla
emrinden ayrılmayacağız” karşılığını verdiler. Sonra hepsi ağlayarak
helalleştiler. Sultan, beyazlar giydi. Atının kuyruğunu bağlayıp, eline
er silahı olan gürzü alıp, şöyle hitap etti: “Askerlerim! Şehit
olursam, bu beyaz elbise, kefenim olsun. O zaman ruhum göklere
çıkacaktır. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkarınız ve ona bağlı
kalınız. Zaferi kazanırsak, istikbal bizimdir”. Bu nutku, hitabet
sanatının ve muharebe öncesi psikolojik şartların, bütün inceliklerine
sahipti. Askerler coşup, şevke geldi.

Cuma namazından sonra başlayan muharebede Sultan Alparslan, fevkalade
bir muharebe taktiği uyguladı. Bozkır çevirme hareketiyle, Türk ordusu
hilal şeklinde yayıldı. Muharebenin başlamasından iki saat sonra,
Peçenek ve Uz Türkleri, Bizanslılardan ayrılıp, milli bir his ile,
Müslüman Selçuklu Sultanına tabi oldular.

Mezhep baskısı sebebiyle Bizanslılara kırgın ve kızgın bulunan Ermeni
kuvvetleri de, muharebe meydanını terk etti. Bu hadiseler,
Bizanslılarda manevi bozguna yol açtı. Bizans ordusunda Türklerin ok,
gürz ve kılıcından kurtulanların, akşam teslim olmaya can attıkları
görüldü. Cengaverliğine rağmen hiçbir şey yapamayan mağrur Bizans
İmparatoru Diyojen, yaralı halde bütün maiyeti ile birlikte esir
edildi.

Malazgirt meydanındaki mücadeleden yenik çıkan İmparator, Sultan’ın
huzuruna getirildiğinde, utancından başını kaldıramıyordu. Sultan
Alparslan, onu nezaketle kabul edip oturttu, gönlünü aldı. Diyojen,
muharebe öncesi, muazzam ordusunun Türkleri muhakkak yeneceğine
inandığını itiraf etti. Sultan Alparslan; “Eğer zafer sizin olsaydı,
bana ne yapardın?” diye sordu. Diyojen, öldürteceğini açıklayamadı.
“Kamçılardım” cevabını verdi. Alparslan; “Benim size ne yapacağımı
düşünüyorsunuz?” diye sordu. “Ya öldürtürsünüz, yahut İslam
memleketlerinde bir esir gibi dolaştırır, süründürürsünüz. Belki de...
Fakat onu düşünmek bile istemiyorum; mümkün görmüyorum, ama... Belki
de, affedersiniz!” dedi. Alparslan, yenilgiye uğramış bir insanı daha
da küçük düşürmek istemedi. Bizans İmparatorunu affetti. Ağır şartlarla
antlaşma imzaladı. Fakat Romen Diyojen, dönüşünde Bizanslılar
tarafından, Türklerden görmediği hakaretlere uğrayıp öldürüldü. Yeni
Bizans İmparatoru Yedinci Mihail, Diyojen’in Türklerle yaptığı
anlaşmayı kabul etmedi.

Kazanılan büyük zaferden dolayı Abbasi Halifesi, Sultan’a tebrik ve
teşekkür mektupları gönderdi. Birçok İslam şairi, Alparslan’ı öven
kasideler yazdılar.

Türklerin yeni yurt edinmesini sağlayan Malazgirt Zaferinden sonra, on
beş yıl içinde, Anadolu ele geçirildi. Bu zaferle, Anadolu’nun tapusu,
Türklerin eline geçti. Bu bakımdan, Malazgirt Zaferi, Türk ve dünya
tarihinde bir dönüm noktası oldu.

Anadolu’ya, burayı vatan edinen Selçuklu Türkleri ile diğer Türk
boyları yerleştirildi. Bozkır kültüründen, İslam medeniyeti dairesine
bütünüyle giren Türklerin dünya görüşü daha da gelişti. Doğudan gelen
göçebe Türkler, Anadolu’da yerleşik medeniyete geçirildi. Şehirler
kurup geliştirerek kültür, sanat, sosyal müesseseler tesis edildi.
Kıymetli mimari eserlerle, bu yerleşim merkezleri süslendi.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:48 am

Selçuklular ile Gazneliler arasında yapılan, Selçukluların başarısıyla sonuçlanan savaş (1040).
Bu savaş, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna temel oldu.
Selçukluların bağımsızlıklarını elde edişleri, Gazne devletinin
itibarını sarsmıştı. Harezm valisi Altuntaşoğlu Harun, Selçukluları,
Horasan'ın fethi için teşvik ederek Gaznelilere karşı isyan etti.
Karahanlı hanedanından Böri Tekin, Toharistan ve Hattulan taraflarına,
1038 yılında bir akın yaptı. Onunla Ali Tekin oğulları arasında
başlayan gerginlik, Gazneliler'in işine yaradı. Gazneli Sultan Mesud,
1028'de 60 savaş filinin yer aldığı büyük bir orduyla Gazne'den Belh'e
hareket etti. Bir orduyu Herat'a, başka bir orduyu da Merv üzerine
gönderdi. Gazneliler, Selçukluları ve Türkmenleri tamamıyla ezmek
kararındaydılar. Sultan Mesud, Belh'e vardığı zaman Çağrı Bey, Talekan,
Faryab ve Şapurgan'ı istila ediyordu. Sultan Mesud, nisan ortasında,
Serahs'a yürüyen 70 000 süvari ve 30 000 piyadelik ordusuyla onu takip
etti. İki ordu 15 Mayıs 1039'da karşılaştı. Selçuklular, çöle çekilmek
zorunda kaldılar. Bu iklime alışık olmayan Gazne ordusu, takibe
girişemedi. Uzun süren çatışmalardan sonra, geçici bir anlaşma yapıldı.
Bu sürede Selçuklular, Türkistan'dan gelen Oğuzlar ile birleşerek
güçlendiler. Sultan Mesud, hazırlıklarını tamamlayarak 12 Kasım 1039'da
tekrar harekete geçti. 1040 mayısında ilk çarpışmalar başladı.
Selçuklular, hafif süvari kuvvetleriyle saldırarak, su kuyularını
kullanılmaz hale getirdiler. Gazne ordusu, su bulabilmek amacıyla,
Dandanakan hisarına çekilmek zorunda kaldı. Buradaki kuyular da işe
yaramaz duruma getirilmişti. Gazne ordusunda disiplin bozuldu. Meydan
muharebesi üç gün sürdü. Susuzluk, yorgunluk, açlık yüzünden dağılan
Gazneliler, tam bir bozguna uğradılar. 23 Mayıs 1040 Cuma günü, kesin
zafer kazanıldı. Sultan Mesud, 100 süvari ile savaş meydanından
güçlükle kurtuldu. Gazne ordusu, bütün hazinelerini, mallarını,
silahlarını bıraktı.

Bundan sonra Selçukluların karşısına çıkacak önemli bir kuvvet kalmadı;
bu zaferle Selçuklu devletinin kuruluşu kesinleşti. Savaşın sonunda
Sultan Mesud, Horasan'ı tamamıyla Selçuklulara terk etti.
Bağımsızlıklarını kazanan Selçuklular, bu tarihten sonra, İslam
ülkelerini ele geçirmeğe başladılar.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:49 am

12-21 Temmuz 1711 Osmanlı-Rus Harbi.

Rus çarlarından Birinci (Deli) Petro (1682-1725), İsveç kralının
Lehistan’da harp etmesinden faydalanarak, 1702 yılında ilk defa Fin
Körfezine çıkarak bugün Petersburg (Leningrad) şehrinin bulunduğu
kıyıyı zaptetti. 1703’te, bu kıyıda Deli Petro’nun adı ile Petersburg
diye anılan şehir kurulmaya başlandı. Lehistan Seferini bitirdikten
sonra, Rusya’ya harp ilan eden İsveç Kralı, Demirbaş lakaplı, XII. Şarl
(1697-1718), 1709’da Poltava Muharebesinde yenilince, ricat (geri
dönüş, geri çekilme) yolu kesilmiş olduğundan, maiyetiyle beraber,
Osmanlı topraklarına en yakın olan Bender Kalesine sığındı. XII. Şarl’ı
takip eden Çar Petro’nun ordusu da Osmanlı sınırını geçerek tahribatta
bulundu.

Gerek bu tecavüze karşılık vermek, gerekse İsveç Kralının Bender
Kalesinden İstanbul’a gönderdiği yardım dileyen mektupları ve Rusya’nın
emellerine set çekmek için, Sultan Ahmed Han, Rusya’ya sefer açtırdı.
Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa, sefere Serdâr-ı ekrem (Başkumandan)
tayin edildi. Yüz bin kişilik Osmanlı ordusu, 9 Nisan 1711’de sefere
çıktı. Osmanlı donanması da üç yüz altmış gemiyle Karadeniz’e açılarak,
Azak Denizindeki Rus donanmasını imha ve Azak Kalesini zaptetmek
vazifesiyle denizden sefere katıldı. Osmanlı ordusu, Prut adındaki
Kıpçak boyunun adını taşıyan Prut Nehri kıyısında Rus ordusuyla
karşılaştı. Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusunun mevcudu, altmış
bin kadardı.

Osmanlı ordusunun öncüleriyle, Rus öncü kuvvetleri, Prut Nehri karşı
kıyısında nehir geçiş hazırlıkları içinde karşılaştılar. Osmanlı öncü
kuvvetleri, karşı kıyıda bir köprü başı ele geçirdi. Emniyetle nehrin
karşı tarafına geçti. Bu sırada, düşman öncülerinin geri çekilme
hareketini sezen Baltacı Mehmed Paşa, kuvvetli bir süvari kolunu ileri
göndererek Ruslara ağır kayıplar verdirdi. Diğer taraftan Kırım Hanı
Devlet Giray da, 20 Temmuz günü Rus nakliye kollarını basarak epeyce
kayıp verdirdi. Ayrıca çeşitli eşyâ ile dolu 600 arabayı da ele
geçirdi. Bu suretle, Rus ordusu ağırlıklarını tamamen kaybetti. Öğleden
sonra Rus askerine verilen istirahatten faydalanan Devlet Giray, Tatar
birlikleriyle Yaş yolunu kesince, Rus ordusu çok kötü duruma düşürüldü.
Kuzey, yani ricat hattı, Kırım atlıları; sağ kanat da Çerkez Mehmed ve
Salih paşaların emrindeki sipahiler tarafından tutulunca, Rus ordusu
artık tamamen sıkıştırılmış bulunuyordu. Ruslar, ilk gün, topçu desteği
olmadan açıktan yapılan yürüyüşü, yeniçerilerin gayretsizliği sebebiyle
durdurmaya muvaffak oldular. Fakat bu çarpışmalar sonunda, çarın
hareket imkânları da tamamen önlendi. Prut Irmağının karşı kıyısına da
Cin Ali Paşa komutasındaki Bender askerleri yerleştirilince, çevirme
işi tamamlanmış ve Osmanlı topçusunun mevzîlere girmesiyle de Ruslar,
büyük zayiat vermeye başlamıştı.

Ordusunun gıdasızlık yüzünden fena bir durumda olduğunu, çemberden
kurtulmanın imkânsızlığını ve zayiatının da git gide artmakta olduğunu
gören Petro, bir meclis topladı ve bu mecliste Türklere sulh teklifinde
bulunmayı kararlaştırdı. Çarın müsaadesiyle Mareşal Şeremitiyev bir
mektup yazarak, resmen sulh teklif etti. Baltacı Mehmed Paşa, mektubu
getiren Rus subaylarının karnını doyurup tevkif ettirdi ve Rus
ordusunun bombardıman edilmesini, top ateşine ara verilmemesini
emretti.

Bunun üzerine Şeremitiyev, ikinci bir mektup yazarak daha fazla kan
dökülmeksizin sulh için bir karar vermesini Baltacı Mehmed Paşaya
tekrar rica edip, aksi takdirde canla başla tekrar harp edeceklerini
bildirdi. Serdâr-ı ekrem, 21 Temmuz’da, Şeremitiyev’den ikinci mektubu
aldıktan sonra, bu hususu görüşmek için Kırım Hanı ve ordu erkânını
toplayıp, sulh yapılıp yapılmaması hakkında görüştü. Topladığı heyete;
“Rus çarı sulh istiyor ve her ne talep edilirse vermeyi kabul ediyor,
ne dersiniz? Arzumuz gibi hareket ederse sulha mı müsaade edelim, yoksa
emanına bakmayıp harbe mi devam edelim?” diye sordu. Kırım Hanı, sulha
muhalif olmasına rağmen, ordu erkânının ekserisinin; “Eğer istediğimiz
kaleleri bize teslim eder ve tekliflerimize razı olursa, sulh yapmak
kazançtır. Ayrıca yeniçeriler arasında savaşa karşı bir isteksizlik
sezilmesi ve maazallah fena bir durumda savaşın bozgunla neticelenme
ihtimali vardır” diye mukabele ettiğinden sulha karar verildi. Ertesi
gün ordugâha davet edilen Rus murahhası Pyotr Şafirov ile görüşmelere
başlandı ve 22 Temmuz 1711’de antlaşma imzalandı. (Bkz. Prut
Antlaşması)

Bu antlaşma sırasında, Rus Çariçesi Katherina ile Baltacı Mehmed
Paşanın buluşmaları, tamamen hayal mahsulüdür. Devrin hiçbir Türk ve
Avrupa kaynağında, böyle bir iddia yoktur. Prut Seferinden hemen sonra
Baltacı’yı sadaretten (sadrazamlıktan) düşürmek için çalışan devlet
adamları dahi böyle bir iddiada bulunmamışlardır. Bu tür iftiralar,
edep, ahlâk ve vatanperverliğin numunesi olan bazı Osmanlı paşalarını
gözden düşürmek isteyen veya onları da kendileri gibi zanneden
romancıların kaleminden çıkmış, uydurma hikâyelerden öteye gidemez.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: osmanlı şavaşları

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz