Çaldıran Savaşı (Çaldıran Zaferi)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Çaldıran Savaşı (Çaldıran Zaferi)

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 6:59 am

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han ile İran Şahı
İsmail arasında, 23 Ağustos 1514’te, Çaldıran Ovasında yapılan, tarihin
en büyük meydan muharebelerinden biri.

Akkoyunlu Devleti'ni ortadan kaldıran, Âzerbaycan, Irak-ı Arab ve
İran’ı ele geçirerek Ceyhun Nehrine kadar hududunu genişleten Şah
İsmail, 1510’da, doğudaki Sünnî Özbekler'i de yendikten sonra,
Anadolu’ya yöneldi. Gönderdiği dâî ve halifeleri vasıtasıyla yaptığı
propagandalarda, Osmanlı hudutları içindeki Şiîleri kendisine
bağlamaya, fırsat buldukça da isyanlar çıkarmaya başladı.
Yavuz Sultan Selim Han ise, Anadolu’yu bölüp parçalamak ve batıya
açılan her seferde Osmanlı'yı arkadan vurmak emelinde olan Şah
İsmail’e, kesin bir darbe indirmek niyetindeydi.
Nitekim bu gaye ile şehzadeler ve dahildeki fesatçıların işini halleden
Yavuz Sultan Selim Han, 10.000 azab askerinin hazırlanması için
Anadolu’ya hükümler gönderdiği gibi, bütün kuvvetlerin Yenişehir
Ovasında kendisine katılmasını emretti. Aynı zamanda Manisa valisi olan
oğlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek, Rumeli muhafazasında alıkoydu.
Nisan 1514’te İstanbul’dan Üsküdar’a geçen Yavuz Sultan Selim Han, Şah
İsmail’in halifelerinden olup esir bulunan Kılıç adında birisi
vasıtasıyla, Şah’a, Farsça bir name gönderdi. Yavuz Sultan Selim Han bu
namede; Şah’ın Müslümanlığa aykırı hareketlerinden ve mezaliminden
bahsederek, kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için
faaliyete geçtiğini, yaptığı işler sebebiyle Şah’ın katline fetva
verildiğini ve kılıçtan evvel İslâmiyet'i kabul etmesi lâzım geldiğini,
bunun için Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiğini ve bizzat
muharebeye hazır olacağını, bildirmişti. Elçi Kılıç, Şah İsmail’i
Hemedan’da bularak nameyi vermiş ve o da muharebeye hazır olduğunu
bildirmişti. Şah İsmail bu namesinde; “Er isen meydana gelesin, biz de
intizardan kurtuluruz” demişti.
Günlerce doğuya doğru yol alan Yavuz Sultan Selim Han, Şah İsmail ve
ordusundan bir haber alınamaması üzerine, bu mektuba ağır bir cevap
vermiş ve demiştir ki: “Davete icabet edip uzun yolları geçerek
memleketine girdik, fakat sen meydanda görünmüyorsun. Padişahların
ellerindeki memleket, onların nikâhlısı gibidir, erkek ve yiğit olanlar
kendisinden başkasının elini ona dokundurtmazlar. Halbuki bunca gündür
askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok.
Bundan sonra da saklanıp görünmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer
yerine yaşmak ve zırh yerine çarşaf giyip serdarlık ve şahlık
sevdasından vazgeçesin.”
Yavuz Sultan Selim Han, bu namesiyle beraber, Şah İsmail’in
gönderdiklerine mukabele olarak hırka, şal ve çarşaf gönderdi. Bir
taraftan bu mektuplaşmalar devam ederken, diğer yandan Yavuz’un ordusu,
harap yollarda bin bir müşkülâtla yol alıyordu. Bu durum, Şah İsmail
ile muharebe aleyhtarlarına fırsat verdi. Bunların yavaş yavaş askeri
tahrik etmeye başlamasıyla, orduda fısıltılar çoğaldı. Erzincan’a
gelindiği zaman, asker, kumandanlar ve vezirler düşmanın meydanda
olmamasından dolayı daha ileri gidilmemesini ve geri dönülmesini
hükümdara söylemek istedilerse de, Padişah’ın Âzerbaycan’ın merkezi
Tebriz’e 40 merhale yolları kaldığını belirtip o tarafa gidileceğini
beyan etmesi üzerine, korkularından seslerini çıkaramadılar. Fakat bu
durumu Padişah’a arz etmesi için, Karaman valisi olup Padişah’ın çok
sevip itimad ettiği Hemdem Paşayı gönderdiler. Hemdem Paşa, bu
ısrarlara dayanamayıp Padişah’a, ileri gidilmemesi hakkında ordunun
mütalaasını arz etti. Ancak, şiddetle cezâlandırılarak, yerine,
ümeradan Zeynel Bey, Karaman beylerbeyi oldu. Padişah’ın bu hareketi,
vermiş olduğu katî kararın önlenmesine mani olmak içindi. Bunda bir
ölçüde başarı ve orduda sükûnet sağlandı. Bu arada Bayburt’u zaptetmek
üzere Trabzon sancakbeyi Mehmed Bey kumandasında bir miktar kuvvet
yollandı.
Ordu, Eleşkirt civarına geldiği zaman, bu defa yeniçeri ocağı tahrik
edildi. Bunlar ayaklandıkları gibi, Padişah’ın çadırına; “Düşman
meydanda yok, bu harap yerlerde ilerlemek, askeri beyhude telef
etmektir, geri dönelim” tarzında yazılmış mektuplar bırakıldı. Hattâ
daha da ileri giden yeniçeriler, bir sabah Padişah’ın çadırına ok
atacak kadar işi azıttılar.
Bu hâdise üzerine Yavuz Sultan Selim Han, derhal atına atladı ve
yeniçerilerin içine girdi. Askere hitaben; “Biz henüz kastettiğimiz
yere varmadık, düşmanla karşılaşmadık, dönmek ihtimali yoktur, hattâ
bunu düşünmek bile hayaldir. Teessüf olunur ki Şah’ın maiyeti kendi
efendileri yoluna can verdikleri halde, biz şerîat-ı Ahmediyye’ye
muhalif hareket eden bunları yola getirmek için bu serhatlara kadar
gelmişken, bir takım gayretsizler, bizi yolumuzdan geri çevirmek
isterler. Biz, katiyen yolumuzdan dönmeyeceğiz. Ülülemre itaat
edenlerle, kastettiğimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar,
ehlü ıyâllerini düşünenler ve yol zahmetini bahane edenler, kendileri
bilirler. Dönerlerse dîn-i mübîn yolundan dönerler. Eğer bahane,
'düşman gelmedi' ise, düşman daha ileridedir. Er iseniz benimle beraber
gelin ve illâ ben tek başıma da giderim” diye atını ileriye sürünce,
yaptıklarından utanan yeniçeriler, Padişah’ı takip etmeye başladılar.
Hakikaten ordu, yiyecekten çok sıkılıyordu. Trabzon yoluyla gelmekte
olan zahire, kâfi değildi. Nihayet, akıncı kumandanı Mihaloğlu’yla
Dulkadiroğulları'ndan Şehsuvaroğlu Ali Beyden gelen haberler
neticesinde, Şah İsmail’in meydana çıktığı haberi alındı. İki ordu, 22
Ağustos 1514’te Çaldıran sahrasında karşı karşıya geldi.
23 Ağustos günü, Türkiye’nin kaderini tayin eden tarihî günlerden
biriydi. Osmanlıların başarısızlığı, Orta Anadolu’nun Kızılbaş
Safevîler'in eline geçmesini sağlayacak, bunun neticesinde ise Şiî
hareketi bütün Anadolu’ya yayılacaktı. Çaldıran sırtlarından ovaya inen
Osmanlı ordusunun merkezinde, kapıkulu askerleriyle beraber Yavuz
Sultan Selim Han vardı. Sağ kola Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa ve
sol kola Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa kumanda edecekti. Yeniçerinin
önüne azaplar sıralanmış ve onların önüne de beş yüz darbezen top
yerleştirilmişti.
Şah İsmail, sağ kola en büyük kumandanı Durmuş Han Şamlu ve Nur Ali
Halîfe, sol kola Diyarbakır Beylerbeyi Ustaclu oğlu Mehmed Hanı koyarak
kendisi muhafızlarıyla beraber geride, ihtiyatta kaldı. İki taraf
kuvvetleri eşit görünüyordu. Osmanlıların yaya, yani yeniçeri
kuvvetleri çok muntazam olup, buna mukâbil Şah’ın da 60.000 kişilik
mükemmel süvâri kuvveti vardı. Osmanlı kuvvetleri açlık ve sıkıntı
içinde yaklaşık 2500 kilometrelik yolu kat edip, yorgun bir halde
gelmişlerdi. Şah’ın kuvvetleri ise zinde ve dinç idi; zaten Şah’ın
maksadı, Osmanlı ordusunu yormak ve sonra imha etmekti.
Harp, çok şiddetli bir şekilde başladı. Şah’ın sağ cenahı, şiddetli bir
hücumla, Osmanlıların sol cenahını bozdu. Beylerbeyi Hasan Paşa, bu
sırada şehid düştü. Bu bozgun, azapların, topların önünden içeri
alınamaması ve topların zamanında ateşlenememesi yüzünden meydana
geldi. Ancak, sağ kol kumandanı Hadım Sinan Paşa, tam zamanında topları
ateşlemeye muvaffak oldu. Hafif toplar, Şah’ın sol kol kuvvetlerini
perişan etti. Ustaclu oğlu Mehmed, öldürüldü. Bu arada merkezdeki
yeniçerilerin, Şah’ın galip gelen sağ cenahına, yoğun bir tüfek atışı
başlatması ile Safevîler tarafında, tam bir bozgunluk baş gösterdi. Bu
sırada Şah İsmail, kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüştü.
Osmanlı kuvvetlerinin eline geçmesi, an meselesiydi. Tam bu sırada,
Şah’a benzeyen ve onun gibi giyinmiş olan Hızır adında bir seyis, Şah
benim diye ortaya atıldı. Osmanlı birlikleri, bu adamı esir ederken,
Şah İsmail, temin ettiği bir atla, arkasına bakmadan Tebriz’e kaçtı.
Hattâ burada da kendisini emniyette görmediğinden, İran içlerine
çekildi. Şah’ın bütün eşya ve karargâhı ile beraber, hanımı Taçlı Hatun
da esir edildi. Muharebe esnasında Osmanlılardan, Karaman Beylerbeyi
Zeynel Paşa ve Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa ile beraber dokuz sancak
beyi şehid oldu. Safevîlerden ise on dört beylerbeyi ve dokuz
sancakbeyi muharebe meydanında öldü.
Çaldıran’da kesin bir zafer kazanan Yavuz Sultan Selim Han, muzaffer
bir şekilde Tebriz’e girdi ve şehirde sekiz-dokuz gün kadar kaldı.
Tebriz’deki sanat erbabı, tüccar ve işe yarayacaklardan bin haneyi
İstanbul’a naklettirdi. 8 Eylülde Cuma namazında, Tebriz şehrinde
hutbe, Sünnî akîdesine göre ve Sultân-ı iklîm-i Rûm Selîm ibni Bayezid
ibni Mehmed bin Murad bin Bayezid adına okundu. Yavuz Sultan Selim
Hanın, tamamen deha mahsulü bir taktikle, on iki saatte, henüz hava
kararmadan kesin netice aldığı Çaldıran Muharebesi, tarihin en büyük ve
nadir meydan muharebelerindendir. Çaldıran Zaferi, Anadolu’nun siyasî
ve içtimâî tarihi bakımından çok mühim sonuçlar doğurmuştur.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz