Niğbolu Savaşı (Niğbolu Zaferi)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Niğbolu Savaşı (Niğbolu Zaferi)

Mesaj tarafından HarryPotter Bir C.tesi Nis. 05, 2008 7:05 am

Niğbolu önünde Osmanlı ve Haçlı orduları arasında, 25 Eylül 1396 tarihinde yapılan meydan savaşı.
Osmanlı Devletinin, Avrupa kıtasındaki fetihleri, başta Papa olmak
üzere bütün Hıristiyan devletlerini telaşlandırıyordu. Osmanlı Devleti,
Bulgaristan ve Sırbistan’ı fethederek, Tuna boylarına ve Macar Krallığı
hudutlarına dayanmıştı. Doğu Hıristiyanlığının temsilcisi Bizans
Kayserliği küçültülüp, İstanbul ve çevresi surların içine
sıkıştırılarak, Anadolu ve Trakya’dan kuşatılmış vaziyetteydi. Osmanlı
akıncılarının, Bosna ve Arnavutluk’a yaptıkları akınlarla fethedilen
bölgelere yerleşmeleri, Boyana Nehri ve Drac Limanına doğru
yayılmaları, Latinleri ve buralarda nüfuz sahibi Venediklileri de
telaşlandırdı. Bundan başka, Ege denizi sahilindeki beylikleri elde
ettikten sonra, bu beyliklere mensup korsan gemilerinin faaliyetleri de
bu telaşlarını artırıyordu. Ancak, asıl tehlikeyi hisseden, Macarlardı.
Kralları Sigismund ile Bizans Kayseri İkinci Manuel’in, Avrupa’dan
yardım isteyerek Papa Dokuzuncu Bonifacius’u bir Haçlı seferine davet
etmeleri, tahtlarını tehlikede gören kralları, şato, malikane sahibi
derebeyleri, Hıristiyan keşiş, papaz ve İslam hilalinin Haçlı salibini
ezeceği kuşkusuna kapılanları harekete geçirdi.

Bütün Avrupa milletleri silaha sarıldı ve İngiltere ile Fransa
arasındaki harbe son verildi. Fransa, İngiltere, İskoçya, Almanya,
Polonya, Bohemya, Avusturya, Macaristan, İtalya, İsviçre, Belçika ve
diğer Avrupa memleketlerinden ve Venediklilerle Rodos şövalyelerinden
meydana gelen 120.000 kişilik büyük bir ehl-i salib (Haçlı) ordusu
toplandı.

Harekete geçen Haçlılar, Macaristan’dan itibaren iki kola ayrıldı.
Macar kralı Sigismund’un idaresindeki asıl büyük kol, önce Sırbistan
istikametinde yürüyerek Tuna Vadisine ulaştı ve nehrin sol sahilini
takip ederek Osmanlı toprağına girdi. Sonra Tuna’yı geçerek Vidin,
Orsava ve Rahova şehirlerini zaptederek, buralardaki Türkleri kılıçtan
geçirdiler. Sonra da Niğbolu önüne geldiler.

Nevers kontu Jan’ın idaresindeki Fransızlar, Budin’den sonra Erdel
üzerinden Eflak’a geçerek, Eflak voyvodası ile birlikte Niğbolu’da
diğer kuvvetlerle birleşti.

Haçlılar ilerlerken, Katoliklik taassubuyla, Balkanların Ortodoks
Hıristiyanlarını da öldürüp mallarını yağma ettiler. Osmanlıların
müsamahalı idaresine bağlanan Balkanların yerli Hıristiyan ahalisi;
can, mal, ırz tecavüzüne uğrayarak, çok zarar gördü.

Niğbolu’ya gelen Haçlılar, Osmanlı kumandanlarından Doğan Beyin
muhafızlığındaki Niğbolu Kalesini, karadan ve nehirden kuşattılar.
Niğbolu Kuşatmasının on altıncı gününe kadar, Sultan Bayezid Han
(Yıldırım) ve Osmanlı ordusunun görünmemesi, Haçlıları ümitlendirdi.

Macar Kralı Sigismund, burada ünlü şövalyeler, prensler ve seçme
askerlerine verdiği zafer ziyafetinde, Suriye’nin işgaliyle birlikte
Kudüs’ün alınmasından bahsediyordu.

Öte yandan Avrupa’daki Haçlı hazırlıklarını öğrenip, ordularının,
Osmanlı hududunu geçtiklerini haber alan Sultan Bayezid Han ise,
İstanbul kuşatmasını tehir ederek, kuvvetlerini Edirne’de topladı. Kara
Timurtaş Paşa ile şehzadelerinin kumandasındaki Anadolu askerleri
süratle toplanarak Boğazlardan geçip, Edirne’de Padişaha yetiştiler.
Rumeli askerleri de Edirne’de Bayezid Hana katılmışlardı. Yıldırım
Bayezid Han, adına yakışan bir süratle Tuna boylarına doğru yürüdü.
Osmanlı ordusu, Filibe-Şıpka Geçidi yoluyla Niğbolu’ya ilerlerken,
Tırnova’da gıda maddeleri tedarik eden Haçlılarla karşılaştı. Bunlar
esir alındı. Kaçanlar, Osmanlı ordusunun süratle geldiği haberini
ulaştırdılar. Bu beklenmeyen bir durumdu. Mareşal Bubiko, Bayezid
Hanın, Tırnova’ya gelebileceğine bir türlü ihtimal veremiyordu.
Türklerin harp kabiliyetlerini iyi bilen Kral Sigismund, haberin
doğruluğunu tetkik için, ileriye keşif kuvvetleri gönderdi. Bayezid
Hanın Gazi Evrenos kumandasındaki öncüleri, Sigismund’un keşif
kollarını tesirsiz hale getirdiler. Osmanlı ordusu, Niğbolu’nun on
kilometre kadar güneyine sokuldu. Cephesini kuzeye vererek ordugah
kurdu.

Niğbolu’ya yaklaşan Osmanlı ordusu, keşif kollarıyla ovaya yayılmaya başlamıştı.

Birdenbire Osmanlı ordusunu karşılarında gören Haçlılar silahbaşı
ettiler. Kral Sigismund, derhal bir harp divanı toplayıp muharebe
nizamını tespit etti.

25 Eylül 1396 sabahı, Avrupa’nın dört köşesinden toplanmış 120 000
kişilik Haçlı ordusu ile bunun yarısı miktarındaki Osmanlı ordusu karşı
karşıya geldikleri zaman, Osmanlı ordusunun harp nizamı şöyleydi:

Birinci hatta Saruca Paşa kumandasında hafif piyadeleri teşkil eden
azap askerleri, solda şehzade Süleyman Çelebi kumandasında Rumeli
askeri, sağda Şehzade Mustafa Çelebi ve Anadolu beylerbeyi Kara
Timurtaş Paşa kumandasında Anadolu askeri, ortada yeniçeriler vardı.
Timarlı sipahiler sağ ve sol yanlara yerleştirilmişti. Sadrazam Ali
Paşa, Rumeli beylerbeyi Firuz Bey, Malkoç Bey, sol kanattaki
kuvvetlerin arasında bulunuyordu. Ön hatlara piyadeleri koyup, kesin
sonucu, atlı askere bırakan Osmanlı harp nizamına mukabil, neticeyi
yaya askere yükleyen Haçlı ordusu ise, önde birinci hatta atlı
şövalyeler, ikinci hatta Macar kralı, sağ yanda Stefan Laskoviç
kumandasında Hırvatlar, solda Voyvoda Mirça kumandasında Ulahlar olmak
üzere tertibat almıştı. Ayrıca gerisini Tuna Nehrine ve kuşatmakta
olduğu Niğbolu şehrine dayamıştı.

İki ordu, bu harp düzeninde karşılaştılar. Fransız süvarileri, muzaffer
olmak hissiyle ilk önce taarruz ettiler. Bu taarruz, Sultan Bayezid
Hanın kumanda ettiği merkez kuvvetlerine yapıldı. Merkez kuvvetlerinin
önündeki hafif yaya askeri olan azapları geçtiler. Yeniçeri askeriyle
karşılaştılar. Yeniçerilerin ok yağmuruna tuttuğu Fransız süvarilerinin
büyük bir kısmı imha edildi. Sol koldan Şehzade Mustafa ve Anadolu
kuvvetlerinin yandan taarruzuna uğradılarsa da, plan gereğince, Osmanlı
merkez kuvvetleri, bir miktar geri alındı. Osmanlı ordusunun geri
çekilişi, Fransızların kaybını daha da arttırıp, kurulan kıskacın içine
girdiler. Osmanlı harp taktiğini bilen Sigismund’un tavsiyelerini
dinlemeyip, daha da ilerlediler. Plan gereğince, üçüncü muharebe hattı
da iki kola ayrıldı. Fransızlar, Osmanlıların çekildiği tepeyi işgal
edince, zafer kazandıklarını zannettikleri anda, Sultan Bayezid Hanın
kumandasında olan pusudaki kuvvetlerle karşılaşınca şaşırdılar. Zafer
sarhoşluğu ile yaya olanlar atlarına tekrar binmek istedilerse de,
hilalin kıskacı kapandığından geri dönemediler. Macar Kralı
Sigismund’un, müttefiki Fransızları kurtarmak için gönderdiği kuvvetler
de kayıp vererek geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kıskacın içindeki
Haçlı kuvvetlerinin karşı koyanları imha edilip, kalanlar esir alındı.
Üç saat içinde bütünüyle perişan edilen Haçlıların, en gözde
birliklerine sahip Fransızların mağlubiyeti, diğerlerinin taarruzuna
imkan vermedi. Eflak prensi Mirça, muharebe neticesinin Haçlılar için
hüsran olacağını tahmin ederek, memleketine çekildi. Karşı taarruza
geçen Osmanlı ordusu, süratle Sigismund’un üzerine hücum etti. İhtiyat
kuvvetlerini bile muharebeye sokan Macar kralı, Osmanlılar karşısında
hiçbir başarı sağlayamıyordu. Sultan Bayezid Han, kesin neticeyi almak
için Osmanlı kuvvetlerinin hepsine taarruz emri verdi. Haçlılar, paniğe
kapılıp dağıldılar. Kalabalık Haçlı ordusu ile Niğbolu’ya gelmekte
iken, ordusunun muazzam sayısına bakarak; “Gök çökecek olsa
mızraklarımızla tutarız” diyerek böbürlenen ve Osmanlıya atıp tutan
Sigismund, Venedik kadırgasına binerek İstanbul Boğazı-Marmara ve Ege
Denizi yoluyla Mora’daki Modon Limanına, sonra da Dalmaçya’da karaya
ayak bastı. Oradan memleketine geçti. Haçlılardan, muharebeye
katılmayanlar ve kaçanlar, kendilerini Tuna Nehrine atıp boğuldular.
Muharebede pek çok asilzade kumandan ve şövalye esir alındı.

Başta Papalık ve Bizans olmak üzere, bütün Hıristiyan aleminin,
Osmanlıları Avrupa kıtasından atmak için, olanca imkanlarını seferber
ederek hazırladıkları büyük Haçlı ordusu, Sultan Bayezid Hanın
karşısında mukavemet bile edememişti. 25 Eylül 1396 tarihinde
Niğbolu’da kazanılan zaferle, Osmanlı himayesindeki Vidin-Bulgar
Krallığına son verildi. Macaristan’a büyük bir akın yapılarak çok
miktarda esir alındı. Haçlılardan alınan pek çok ganimetle, ülkede imar
faaliyetleri, sosyal yardım müesseseleri ve sanat eserleri yapıldı.
Esirleri önce Edirne’ye, oradan Gelibolu’ya gönderen, sonra da Bursa’ya
gelince yanına getirten Sultan Bayezid Han, fidye karşılığı hepsini
serbest bıraktı. Esirler arasında bulunan Korkusuz Jean ve arkadaşları,
“Bu andan itibaren Yıldırım Bayezid’e karşı gelmeyeceğimize ve ona
karşı silah kullanmayacağımıza namus ve şerefimiz üzerine yemin ederiz”
deyince, Bayezid Han; “Bana karşı silah kullanmayacağınıza dair
ettiğiniz yeminleri size iade ediyorum. Gidiniz, yeniden ordular
toplayınız ve bizim üzerimize geliniz. Bana bir kere daha zafer
kazanmak imkanı sağlamış olursunuz. Zira ben, Allahü tealanın dinini
yaymak ve O’nun rızasına kavuşmak için dünyaya gelmişim” dedi.

Niğbolu Zaferi, gönderilen fetihnamelerle, ülkenin her tarafına,
Asya’daki hükümdarlara, Mısır sultanlarına, Irak ve Acem beylerine,
Tatar hanına, Bursa kadısına müjdelendi. Mısır’da bulunan Abbasi
halifesi, kendisine gönderilen zafernameye verdiği cevapta, Bayezid
Hana; “Sultan-ı İklim-i Rum” unvanı ile hitap etti. O günden itibaren,
Osmanlı hükümdarlarına sultan denilmesi adet oldu.

_________________

HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 22
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz