1897 Osmanlı-Yunan Savaşı,

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı,

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Paz Nis. 06, 2008 7:05 am

1897 Osmanlı-Yunan Savaşı, 1897 yılında Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında meydana gelen savaştır. Yaklaşık bir ay sürmüş ve Osmanlı ordusunun zaferiyle neticelenmiştir. ait olan Tesalya ve İyon Denizi kıyısındaki Arta limanı 1878 Berlin Antlaşması uyarınca 1881 yılında Yunanistan’a verilmişti. Bu genişlemeden sonra Yunanistan’ın yeni hedefi Epir (Yanya vilayeti) ve Girit
adasıydı. Bu bölgelerdeki nüfusun yaklaşık üçte ikisini oluşturan
Osmanlı rumları Yunanistan tarafından Osmanlı Devletine karşı devamlı
kışkırtılıyordu. Osmanlı Devleti bu isyanları bastırınca da Avrupa devletleri, Rumların ezildiğini iddia ederek olaylara müdahale ediyorlardı.
Yunanistan’ın Osmanlı idaresindeki Rumları isyana kışkırtmaya devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti de 17 Nisan 1897’de
Yunanistan’a savaş ilan etti. Yunanlar özellikle engebeli bölgelerde
Osmanlı ordusunu uğraştırırken Balkanlar'daki diğer devletlerle anlaşıp
Osmanlıları iyice zor durumda bırakmayı planlamaktaydılar. Osmanlı
kuvvetlerini teşkil eden Müşir Edhem Paşa komutasındaki yaklaşık 120.000 askere karşılık Yunanistan Kralı 1. Yorgi'nin (Γεώργιος Α΄) veliahdı Konstantin’in (Κωνσταντίνος Α΄ της Ελλάδας) kumanda ettiği Yunan ordusu ise 75.000 kişilik bir kuvvetten meydana geliyordu.
"Bu savaş, Osmanlı Devleti ve Büyük Devletler’in irâdesine aykırı
olarak Yunanistan’ın yayılmacı politikalarının bir neticesi olarak
meydana gelmiştir. Osmanlı Devleti Büyük Devletler’den savaşı
engellemelerini beklemiş; fakat bu devletler Yunanistan’a uygulanacak
zorlayıcı tedbirler üzerinde uzlaşamadıklarından iki devleti yalnız
başlarına bırakmışlardır. Osmanlı Devleti barışın devamından yana
olmasına rağmen Yunan çetelerinin sınırı tecavüz etmesi üzerine
Yunanistan’a savaş ilân etmiştir."[1].Ayrıca bu savaşa Yunan kralı 1. Yorgi'nin Danimarka asıllı olması sebebiyle bir miktar Danimarka askeriyle İtalyan gönüllülerinden oluşan bir birlikte Yunanlılar'ın yanında savaşa katılmıştır.

Savaşın gelişmesi


18 Nisan 1897'de Milona
geçidindeki ilk savaşı Osmanlılar kazandılar. Ancak savaşın yavaş
tempoda cereyan etmesi üzerine, büyük devletlerden gelebilecek bir
müdahaleyi önlemek için Sultan 2. Abdülhamid Edhem Paşa'ya yıldırım harbi emrini verdi. Bu durum üzerine 25 Nisan 1897'de Yenişehir (Λάρισα), 28 Nisan'da da Tırhala (Τρίκαλα) zaptedildi. Yunan ordusu güneydeki Dömeke’ye (Δομοκός) doğru çekilirken Edhem Paşa kumandasındaki birlikler doğuya doğru ilerleyerek 8 Mayıs'ta çok büyük stratejik öneme sahip bir liman kenti olan Volos'a (Βόλος)
girdi. Bundan sonraki muharebenin Dömeke’de olacağı ve bu savaşın da
galip tarafı ortaya çıkaracağı belli olmuştu. Çünkü Yunanlılar bu
müstahkem mevkiye çok fazla yığınak yapmışlardı. Savunma savaşı yapacak
olan Yunanlılar, Türkleri püskürteceklerinden eminlerdi. 17 Mayıs 1897 tarihinde çok şiddetli geçen muharebe sonunda Osmanlılar galip geldi. Yunan ordusu daha güneydeki Lamia'ya doğru düzensiz bir biçimde çekilirken Osmanlı kuvvetleri onları süratle
takip etti. Zira Avrupa'da savaşı durdurmaya yönelik diplomatik adımlar
atılmaya başlamıştı. Osmanlılar ise Avrupa'dan baskı gelmeden mümkün
olduğunca ilerlemek niyetindeydiler.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı,

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Paz Nis. 06, 2008 7:10 am

Savaşın sonu




Artık Osmanlı ordusunun Yunanistan’ın başkenti Atina’ya girmesini engelleyecek ciddi bir güç kalmamıştı. Fakat Avrupa Devletleri'nin aralarında anlaşması üzerine Rus çarı 2. Nikolay (Николай II) 2. Abdülhamid'e bizzat telgraf çekerek savaşın durdurulmasını talep etti. Padişahın iradesi uyarınca 19 Mayıs'ta Osmanlı ordusu fiilen savaşı kesti. 20 Mayıs 1897 tarihinde ise mütareke imzalandı.








_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Osmanlı Devleti

Mesaj tarafından HarryPotter Bir Paz Nis. 06, 2008 7:27 am

Sadrazam:Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır.Padişahın mührünü taşırdı.Bugünkü başbakandır.
Vezir:Sadrazamdan sonraki en yetkili kişidir.Sadrazamın verdiği
görevleri yapardı. Kazasker.Anadolu ve Rumeli'de olmak üzere iki ayrı
kazasker bulunurdu.Adalet işlerine bakarlardı .kadı ve müderrislerin
atamasını ya da görevden alma işini yapardı.Bugünkü yargı görevini
yaparlardı. Defterdar:Anadolu ve Rumeli'de iki ayrı defterdar
vardı.Rumeli'deki baş defterdardı.Maliye işlerini yapardı.Bugünkü
Maliye bakanlığı görevini yürütürdü. Nişancı:Tapu,kadastro,fethedilen
yerleri gelirlerine göre deftere kaydetmek işlerini yürütürdü.
Şeyhülislam:Devlet'te iken verilen kararların İslam'a uygun olup
olmadığına karar verir,bu karara fetva denirdi. Kaptan-ı Derya:Donanma
ve denizcilikle ilgili işlerden sorumludur.İstanbul'dayken Divan
toplan- tılara katılırdı. Divan-ı Hümayun 2.Mahmut dönemi'de
kaldırılarak yerine nazırlıklar(bakanlıklar)kuruldu.

Yerel Yönetimler

Taslak olan bu alt başlığı geliştirerek Vikipedi'ye katkıda bulunabilirsiniz.

Osmanlı eyaletlere ayrılmıştı.Bu eyaletlerin başına da birer vali
atanırdı. Bu valiler askeri,siyasi her türlü imkana sahiptirler.
Eyaletlerin içinde yer alan yerel yönetimlerde vardır. Kazaları beylerbeyleri, Sancakbeyliklerini ise sancakbeyi yönetirdi.

Devlet teşkilatı


Ana madde: Osmanlı Devlet Teşkilatı
Fatih, Osmanlı Devleti’ne düzenli ve sürekli bir yapı kazandırmak
için önemli düzenlemeler yaptı. Yönetim, maliye ve hukuk alanında
koyduğu kuralları içeren Fatih Kanunnamesi,
sonraki dönemde de yürürlükte kaldı. Bu kanunname, tahta çıkan padişaha
devletin geleceği için kardeşlerini öldürme hakkı veriyordu. Fatih’in
Osmanlı devlet düzenine ilişkin temel ilkelerin pek çoğu, Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu.

Devlet Nişanları



  • Tuğra
  • Bayraklar
  • Nişan
  • Faik


Din


Osmanlı İmparatorluğu'nda İslamiyet baskın din olmakla birlikte, İslam inancında "semavi dinler" olarak kabul edilen Musevilik ve Hıristiyanlık dinlerinin mensupları, millet sistemi
sayesinde o dönemde batı ülkelerinde azınlık dinlerine gösterilen
hoşgörünün üzerinde bir rahatlık içinde yaşamayı sürdürdüler.
Hristiyanlığın Ortodoks ve Gregoryen
kiliseleri millet sistemi içinde meşru bir şekilde örgütlenmiş
durumdaydı. Bu inançlara mensup kişiler, kendi dini kurallarına göre
yargılanırdı.
Buna karşılık millet sistemine dahil olmayan dinlerin, devlet içinde meşru bir varlığı bulunmuyordu.

Halifelik


Ana madde: Hilafet
Hilafet veya Halifelik, İslami siyasi ve hukuki yönetim makamına ve
yönetime verilen isimdir. Halife ise Hilafet makamındaki kişiye denir.
İslamiyet Peygamberi Muhammed'in ölümünden sonra makam bir süre daha
bir yönetim biçimi olarak varlığını sürdürmüş olsa da zamanla daha çok
İslami bir toplumu veya İslam Devleti'ni vurgulamak için kullanılan bir
terim olmuştur.
Halifelik daha çok müslümanların Sünnî kanadının temsilcisi olarak
kabul görmüştür. Şiî kanadı büyük ölçüde Sünnî hilafet yönetimi altında
yaşasa da Halife'yi kabul etmemişlerdir. Halifeliği Şiî'likteki ya da
Alevilik'teki İmamet'ten farklı kabul etmek gerekir. İmamet teokratik
bir özellik taşımasına rağmen, Halifelik teokratik bir özellik
taşımamıştır. Halifeler yetkilerini saltanat dahi olsa Ümmet'in biat'ı
ile devralmışlar, yönetim işlerini de büyük ölçüde danışmaya dayalı
olarak yürütmüşlerdir. Bu anlamıyla teokratik olmaktan öte dünyevîdir.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ilerigelenlerin seçimiyle
başa geldiği halde, Emevi ailesine geçmesinin ardından saltanat şeklini
almıştır. Abbasi Hanedanı'ndan gelen halifelerin 10. yüzyılda
zayıflamasına kadar devlet başkanı görevini yürüten halife, bu dönemde
siyasi gücün yerel hükümdarların eline geçmesinin ardından sadece
ruhani önder veya İslami toplulukların onursal lideri haline gelmiştir.
Abbasiler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Moğolların 1258 yılında
Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a Memluk himayesine kaçmış, 16.
yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim'in Memluklar'a son vermesiyle
birlikte İstanbul'a taşınmıştır. Daha sonra Osmanlı Hanedanı'na geçen
halifelik, 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
tarafından kaldırılmıştır.

Osmanlı'da misyonerlik


Savaşı'na sonuna kadar süren zaman içerisinde Osmanlı Devleti'nde misyonerlik faaliyetleri çok hızlı bir şekilde gelişmiştir. Misyonerlik faaliyetlerini bu denli başarılı olmasında şüphesiz Osmanlı Devleti'nin Islahat Fermanı ile verdiği ayrıcalıklar, kapitülasyon
anlaşmaları ile verilen ayrıcalıklar ve Osmanlı Devleti'nin bölgelerine
ilgi göstermemesi etkili olmuştur. Başlangıçta kendilerine Anadolu'da
hedef bulamayan misyonerler daha sonra Ermenilere odaklanıp
çalışmalarında başarılı olmuşlardır. Açtıkları okullardan mezun
olanların başarılı olmaları bu okulların etkilerini artırmıştır. Hatta
zamanla Müslüman Türkler dahi çocuklarını bu okullara göndermişlerdir.
Misyonerlerin genel hedef kitleleri, İslamiyet'in yaygın olduğu bölgeler olmuştur. Bu çalışma Osmanlı Devleti ile sınırlı kalmayıp Afrika Kıtası, Arap Yarımadası, İran ve Orta Asya halklarına yönelik bir çalışmadır.

Osmanlı'da Dilencilik



Osmanlı
tarihinin her döneminde yardımı hak eden yoksullarla, yardım hak
etmeyen kesimler arasında bir ayırım yapılmış olduğu söylenebilir.
Özellikle dilenciler konusunda böyle bir ayırıma sıklıkla
rastlanabiliyor. Çalışamayacak durumdaki dilencilerin mesleklerini Cer kağıdı
verilir ve tayin edilmiş olan başbuğun sorumluluğu altında icra
etmelerine göz yumulurken, çalışabilecek durumda olduğu halde
dilenciliği tercih ettiği düşünülen kimseler yakalanıp kürek ve kalebentlik gibi çeşitli cezalara çaptırılmıştır.

Ordu


İlhanlılar ve Memluklular devletlerinin askeri teşkilat yapılarından belirli ölçülerde yararlanılarak kurulmuştur.
Osmanlı Devleti Ordusu'nun Başkomutanlık görevini Hakanlar yapmışlardır.
Yaya ve atlılardan oluşturulan ordunun atsız kısmı "yaya”, süvarileri ise "müsellem” şeklinde adlandırılmıştı. Kapıkulu Ocakları'nın kuruluşuna kadar savaşlarda fiili olarak hizmet gördüler.
Osmanlı Devleti'nin temeli atılırken süvari olan beylik kuvvetlerinin yerine vezir Alâaddin Paşa ile Kadı Cendereli Kara Halil'in
tavsiyeleriyle Türk gençlerinden oluşan ayrı ayrı biner kişilik yaya ve
müsellem isimleriyle muvazzaf ade ve süvari kuvveti kuruldu.

Kara Ordusu


]


Bir minyatürde Osmanlı kadırgası.






Osmanlı Devleti'nin denizcilikle
ilgilenmeye başlaması İzmit ve Gemlik taraflarının, daha sonra da
Karesi ilinin alınması ile başlamaktadır. Karesi Beyliği gemilerinden faydalanılarak, Rumeli'ye geçen Osmanlı, 1390 yılında Gelibolu'da önemli bir tersane yapmıştır.
Saruhan, Aydın ve Menteşe beylikleri gibi denizde kıyısı olan
beylikler, Osmanlı Devleti'nin idaresine girince, onların
tersanelerinden de istifade edilmişti.
Bu yıllarda Türk Denizciliği'nin ilk ismi Çaka Bey İzmir'de donanmasını kurmuş, daha sonra ise kızını Kılıçarslan ile evlendirmiştir.
Ayrıca daha sonralardan donanmamıza kadırga isimli gemiler girdİ.Kadırga hem küreği hem de yelkeni olan gemidir.

_________________
avatar
HarryPotter
Admin
Admin

Erkek
Mesaj Sayısı : 649
Yaş : 23
Kayıt tarihi : 04/09/07

Özelliklerim
Ruh Halim: Süper Süper
Forum Katılım %si:
1000/1000  (1000/1000)

Kullanıcı profilini gör http://hptr.realbb.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı,

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz